Archive for Ocak 5th, 2009

RADİKAL – İSTANBUL – Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun yönetimine el koyduğu Pamukbank’ın eski Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Emin Karamehmet ve banka yöneticileri ‘emniyeti suiistimal’ suçundan beş yıla kadar hapis istemiyle açılan iki ayrı davada toplam on yıl hapis istemiyle yargılanıyor.

Yeni yönetimin suç duyurusu üzerine Şişli Cumhuriyet Savcılığı’nca yürütülen soruşturma tamamlandı. Savcılık iddianamelerinde, eski Pamukbank Yönetim Kurulu üyelerinin, 1994-2001 arasında Çukurova Holding bünyesindeki

Aslı Gazetecilik A.Ş., Pamukspor A.Ş., AKS Televizyon Reklam Film San. Tic. A.Ş. ve Egelim Ege Liman Hizmetleri Tic. A.Ş.’ye ‘usulsüz kredi kullandırarak’, ‘emniyeti suiistimal’ suçu işledikleri iddia edildi. Sanıkların bu yolla bankayı yaklaşık 400 trilyon zarara uğrattıkları kaydedildi. Karamehmet’in yanı sıra Osman Berkmen, Orhan Emirdağ, Tevfik Fikret Aktekin ve İbrahim Sezer Bilgili’nin yargılanmasına önümüzdeki günlerde Şişli Asliye Ceza Mahkemeleri’nde başlanacak.



Türkiye’nin, özellikle insan haklarının korunması bağlamında uluslararası bir saydamlık ve hukuken hesap verme anlamına gelen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin denetim sistemini tanıması 1980′lerin ikinci yarısındadır. Bu, kısmen dönemin hükümetlerinin tercihi, kısmen de bunun dışında

bazı nedenlerin etkisi altında gerçekleşmişti.

Bu dönem, güvenlik kuvvetleri ve PKK arasında süren silahlı çatışma dönemiydi. Dolayısıyla bu ağır sorun, çeşitli vakalarla Avrupa organları önüne de taşındı. Bu dönemde, Türkiye’deki devlet aygıtlarının, insan haklarına saygılı bir devlet şiarını zorladığı ve aştığı, birçok davaya konu oldu ve büyük bir bedel ödendi ve ödeniyor. Türkiye’nin, Avrupa insan hakları sistemi önündeki dava yükü, ‘Güneydoğu davaları’ diye adlandırılan

özel bir kategorinin doğmasına yolaçtı. Karşı söylem de hemen gelişti ve insan haklarının korunması çabaları, bu çatışma ortamı içinde ve çatışmanın diliyle tanımlanır, karalanır oldu.

Bugün, bu sorundan kaynaklanan dava sayısındaki büyük azalma, uluslararası çevrelerce de kabul ediliyor ve bunun temel nedeninin, 1999 yılından beri silahlı çatışmanın sona ermiş olması ve insan haklarının korunması konusunda yapılan iyileştirme çabaları olduğu biliniyor.

Ancak ne demokrasinin ne de barışın, verili bir düzeni ifade etmediği de bir gerçek. Dolayısıyla, gerek demokrasinin gerek barışın inşası, ancak süreklilik taşımasına çaba gösterilen bir sorumluluk bilinciyle mümkün. Ve bu konuda, bireysel özerklikle kamusal düzen arasında kurulması gereken adilane dengenin, toplumsal, ekonomik ve siyasi ilişkilerin her ayrıntısında özenle korunabilmesi hayati önem taşıyor.

Bu hedefe yönelimin elbette bir dili de olmalı. 1990′larda, ülke içinde farklı derecelerde silahlı çatışmanın yaşandığı, fakat çatışmanın dindiği söylenebilecek bazı toplumlarda, yeni bir mercek ön plana çıkmıştı: Barışın inşası. Bu, ne sadece silahların susmasından ibarettir ne de sadece olası bir çatışmanın önlenmesi için alınacak tedbirlerden. Kurumsal ve toplumsal anlamda barışın inşasını, bireysel özerklik ve kamusal düzen dengesi içinde gerçekleştirmeye çalışmanın sorumluluğunu, acaba ne ölçüde fark edebildik?

Türkiye’de, 1980′ler ve 1990′lardaki çatışma döneminde, sadece şiddet dilinin etkili olduğu bir stratejik ‘iletişim’ ortamıyla karşı karşıya kaldık. Bu tarzın, ne bireysel özerkliği ne de kamusal düzeni önemsediği söylenebilir. Hasmın, bir şekilde altedilmesi asıl amaçtır. Birkaç yıldır, Avrupa Birliği’ne tam üyelik baskısının da etkisiyle, bireysel özerklik alanıyla kamu düzeninin gerekleri arasında, önemli ölçüde bir denge kurma çabası var. Ama belli iyileştirme konularının başlıkları altında yürütülen bu çabaların, toplumsal gerçeklik bakımından da etkili kılınabilmesi, o ölçüde önemli değil mi?

Örneğin bin dereden su getirdikten sonra, anadilin eğitimi ve bu dilde yayın yapılması konusunda bazı adımlar atılması, elbette önemli. Ancak bir çatışma hafızasını silmede, belki de asıl etkili olabilecek toplumsal sorunlara çözüm bulma çabası, sadece bazı yönetmelik maddelerinin farklı kurumlar arasında nasıl icra edileceği sorunundan ibaret de görülemez. Çatışmaların sürdüğü dönemde yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kalan veya bırakılan binlerce kişinin sorunu böyledir. Ve dizi dizi sorular sormak mümkündür. Bir eski hale dönüş olanağının sağlanması elbette öncelik olsa da, bu kişilerin, doğup büyüdükleri yerleri terk ettikten sonra yerleştikleri yeni yerlerdeki, husumete varabilen iki taraflı ciddi toplumsal uyumsuzluk sorunları, hangi araçlarla ve nasıl giderilmeye çalışıldı? Bu kişilerle, çocuklarının okuduğu okulların yönetimleri arasında sadece dil bilmemekten kaynaklanan iletişimsizlik sorunları giderilmeye çalışıldı mı, eğer çalışıldıysa nasıl? Yaşadığı yeri terk etmenin temel nedeninin çatışma olduğu gerçeği, zaten bu kişilerin tüm yaşamını zehirleyici yeterli bir neden değil mi?

PKK/Kongra-Gel’in yeniden bir stratejik dili seslendirmeye başlamasıyla, hükümetin ve tüm toplumun sorumluluğu daha da büyüyor. Bu, kamu düzeninin bozulmasını önlemek kadar, bununla bireysel özerklik arasındaki dengeyi de koruma sorumluluğu. Yoksa, bunların her ikisini de yok sayan bir şiddet dilinin karşısında, aynı dilin baş döndüren kuyusuna düşmek işten bile değil.



RADİKAL – İSTANBUL – İKÖ tarihinde Türkiye’nin talebi üzerine ilk kez gerçekleşen demokratik bir seçimle genel sekreterliğe seçilen Prof. Ekmeleddin

İhsanoğlu, dün kapanış oturumunda büyük bir ilgi gördü ve bolca tebrik aldı.

Görevi 31 Aralık’ta Abdülvahit Belkeziz’den devralacak olan İhsanoğlu ilk mesajında, “İKÖ’de bir dönüm noktası oldu. Eminim bu değişim çok şey getirecek. İKÖ’deki değişim rüzgârlarının estiği ilk nokta Lütfü Kırdar oldu” dedi. 25 yıldır İslam Kültür, Sanat ve Tarih Araştırmaları Merkezi başkanlığı yapan İhsanoğlu, Radikal’e demecinde, “Kendimi hep bugüne sakladım. İlk hedef olarak da örgütü daha etkin, dinamik ve nitelikli hale getireceğim” dedi. İhsanoğlu, çalışmalarını Cidde’de sürdürecek.



ABD Temyiz Mahkemesi, New York’ta emlak kralı Donald Trump’ın sattığı daireleri almaktan vazgeçerek, ödedikleri 8 milyon doların iadesini talep eden Cem ve Hakan Uzan’ı haksız buldu
AA – NEW YORK – ABD’de temyiz mahkemesi, New York kentinde ‘Trump Dünya Kulesi’ adlı binadan dört apartman dairesi almak için 8 milyon dolar kaparo yatıran, ancak 11 Eylül terörist saldırılarının ardından daireleri almaktan vazgeçen Cem ve Hakan Uzan kardeşlerin paralarını almak için yaptıkları başvuruyu haksız buldu. Mahkemenin oybirliğiyle aldığı kararla, Cem ve Hakan Uzan kardeşler, dört apartman dairesinin bedelinin yüzde 25′i olan 8 milyon doları kaybetmiş oldu. New York’un Manhattan kentindeki dairelerin sahibi olan şirketin yöneticisi Donald Trump, karardan mutluluk duyduklarını belirtti. Trump, "Bu, gerçek bir zafer. Mahkeme kararı, imzalanan kontratın kutsallığını onayladı" dedi.



LONDRA – Bu da oldu: Antivirüs yazılım şirketleri, cep telefonları üzerinden yayılan ilk bilgisayar virüsünün dolaşımda olduğunu

açıkladı. Ama virüs ‘şimdilik’ tehlikesiz. ‘Cabir’, sadece Bluetooth teknolojisiyle çalışan telefonlarda etkili. Virüs telefon her açıldığında kendini ‘Symbian’ sistemini kullanan telefon ve cihazlarda kopyalıyor. Virüsün varlığı, telefonun ekranında görülen ‘Caribe- VZ/29a’ yazısından anlaşılıyor. Virüs zararsız, çünkü oradan oraya bulaşsa da ulaştığı telefon ve cihazlardaki dosyaları bozacak bir kod içermiyor. Yani bir anlamda içi ‘boş’. Cabir’in varlığı, onu yazıp antivirüs yazılım şirketlerine yollayanlar sayesinde anlaşıldı. (bbc, Reuters)



Yeni Türk Ceza Kanunu (TCK) Tasarısı görüşmeleri önümüzdeki hafta Meclis Adalet Komisyonu’nda başlayacak. Günlük hayatı, dolayısıyla hepimizi yakından ilgilendiren bir kanun.

Sorulsa size: «Yeni kanunda neler değişmiş, diye, cevap verebilir misiniz?»

Oysa nicedir, bu önemli kanunda nelerin değiştirileceğine dair gazetelerde bölük pörçük haberler okuyorsunuz. Tek tük köşeyazıları. Ama hayır, yukarıdaki suale doğru dürüst cevap veremezsiniz.

Sulhi Dönmezer Hoca’nın kulakları çınlasın! Onun başkanlığında çalışan heyet, Tasarı metnini, görüşüp kanunlaştıracak olanlara teslim ettikleri sırada, nelerin değiştiğini, niçin ve nasıl değiştiğini hepimize anlatmak için nefes tüketmişti.

Aradan çok zaman geçti.

Göreceksiniz Komisyon’daki görüşmeler de basın-yayına yeterince yansımayacak.

Komisyon Başkanı Köksal Toptan demiş ki:

– Yeni düzenleme benim içime sindi. Artık başka ülkeler bizim TCK’yı örnek alacak.

Düzenlemelerden biri gecekondulaşmayı önleyecekmiş. Çünkü gecekondu yapanla birlikte, bunlara malzeme sağlayan ve hizmet verenler de 2 ila 5 yıl arasında hapisle cezalandırılacakmış (D. Terc., 24 hzn.)

Mesela bu tedbir benim içime sinmedi. Gecekondulaşma ceza hükümleriyle önlenebilir bir eğilim midir?

Gecekondu yapmak yasak, dediniz. Ağır ceza tehdidiyle ürküttünüz, diyelim. Gecekondu hadisesinin temelinde yatan büyük şehire göç ihtiyacını önlemiş olacak mısınız?

Asıl demek istediğim şu: Türkiye’nin gündemi ile gerçekten önemli meselelerini buluşturmaktan aciz kalıyoruz. Örnekle söyleyeyim: Komisyon çalışmaları bu salı başlayacak. Bakın bakalım yanılıyor muyum?



STRASBOURG – Monaco Prensesi Caroline, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) Almanya’ya karşı açtığı davayı kazandı. AİHM, Alman medyasının özel yaşama saygı göstermediği yönünde karar verdi. Prenses Caroline, plajda, alışveriş yaparken ve kayarken çekilen fotoğraflarının basında izin alınmadan yayımlanması üzerine AİHM’ye gitmişti. Kararda, "Haber alma özgürlüğü özel yaşamın korunması ilkesiyle dengede olmalı" denildi. Almanya’ya uygulanacak AİHM yaptırımları daha sonra açıklanacak.

(rpo)



RADİKAL – ANKARA – Öğrenci kredileri bundan sonra üç ayda bir yerine, her ay verilecek. Öğrenci burslarının geriye ödenmesinde ise, borçlunun talebi halinde, işe giriş süresine kadar erteleme olanağı sağlanacak. TBMM Milli Eğitim Komisyonu’nda, Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Yasası’nda değişiklik öngören yasa teklifi görüşüldü. Komisyonda, kabul edilen yasa teklifiyle, öğrenci, borcunu normal öğrenim süresinin bitiminden itibaren iki yıl, lisansüstü eğitim yapması halinde üç yıl sonra başlamak üzere aylık dönemler halinde kuruma ödeyecek. Borçlunun, sosyal güvenlik kuruluşlarıyla ilk defa ilişkilendirildiğinin tespitine kadar, talebi halinde ödemesi ertelenebilecek.