


Archive for Ocak 11th, 2009
Oca
11
Altunbaş’ın gözaltında ölümüyle ilgili davada uzun süredir aranan emekli polis Baştan’ın Ziraat Bankası Pendik Şubesi’nden maaş aldığı ortaya çıktı
RADİKAL – ANKARA – Birtan Altunbaş’ın 1991′de gözaltında işkenceyle öldürülmesiyle ilgili davada uzun süredir gıyabi tutuklu olarak aranan sanık emekli polis Ahmet Baştan’ın, Ziraat Bankası Pendik Şubesi’nden maaş aldığı ortaya çıktı.
Altunbaş’ın işkencede öldürülmesiyle ilgili dava, ‘ihmal’ tartışmaları
ışığında uzun yıllar sonra martta sonuçlanmış ve 2. Ağır Ceza Mahkemesi, dört polis memurunu 4 yıl 5 ay 10′ar gün ağır hapis cezasına çarptırmıştı. Dört polis hakkında ise beraat kararı verilmişti. Mahkeme, bugüne kadar yakalanamayan sanık emekli polis memurları Ahmet Baştan ve Naip Kılıç’ın yargılandığı davayı ise ayrıca yürütüyordu. Bu ek davaya dün, devam edildi.
Oca
11
RADİKAL – WASHINGTON/ATİNA – İstanbul’daki İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) dışişleri bakanları toplantısında KKTC’nin örgütte artık ‘Kıbrıs Türk Devleti’ sıfatıyla yer almasının kararlaştırılması Atina ve Rum Yönetimi’nde huzursuzluk yaratırken, ABD yönetimi, KKTC’ye yönelik açılımlarına bir yenisini daha ekledi.
ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Tom Weston ise ilk kez, KKTC’nin Kıbrıs Temsilcisi Osman Ertuğ’u, Washington’daki makamında ziyaret etti. Weston görüşme sonrası, "Biz Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıslı Rumlar ile eşit ekonomik düzeye ulaşabilmesi için Kuzey ekonomisine katkı için ne yapabilirsek yapacağız. Daha açık bir yaklaşım içindeyiz. Benim ziyaretim de bu yaklaşımın bir parçası" diye konuştu. Weston, Washington yönetiminin şu sırada Kuzey Kıbrıs için bir finansal yardım paketi geliştirme sürecinde olduğunu ve bunun yakında açıklanacağını da kaydetti.
Oca
11
Siyasi nedenlerle hapis yatanların genel olarak söylediği bir şey vardır: ‘Evet, o kadar yattık, acı çektik, bunlar olmasa iyi olurdu. Ama hiç olmazsa bu arada pek çok şey öğrendik. Hapishane bir okul gibiydi,’ derler.
Leyla Zana ve arkadaşlarının da 10 yılı boşa geçirmediklerini, bir durum muhasebesi yapmaları, ‘Nerede hata yaptık, bundan sonra nerede daha dikkatli olmalıyız’ sorusunu ciddi olarak tartışmış olmaları beklenirdi. Sanırım pek çok kişi de aynı bekleyiş içindeydi. Ama Zana ve arkadaşlarının
dışarı çıktıklarından beri ‘Biji Apo!’ sloganları arasında düzenlenen mitinglerde yaptıkları konuşmalar yazık ki geçmişten pek ders almadıklarını gösteriyor.
10 sene uyuyup uyanmışlar ve söylemlerine, eylemlerine kaldıkları yerden devam etmekten başka bir şey düşünmüyorlar sanki.
Zana, ‘Altı aylık ateşkes’ten söz ediyor! Devletin terör örgütüyle ateşkes yapmasını istemekle (bu konuda ne AB’nin hükmü geçer ne de ABD’nin!) devleti ve PKK’yı aynı meşruluk düzeyine indirgedikleri yetmiyormuş gibi, şu sorunun da sorulmasına yol açıyorlar: ‘Leyla Zana, PKK veya Kongra-Gel’ adına konuşma yetkisini nereden alıyor? Bu örgütle organik bir ilişkisi mi var?’
Ve neden ‘altı aylık’ bir ateşkes? Kim, hangi yetkiyle ‘altı ayda’ karar kıldı? Altı ay sonunda hangi kıstasa göre ‘barış’ veya ’savaş’ kararı alınacak? ‘TC’ye karşı savaş baltalarını çıkarmaktan söz eden bu kişileri ‘düşünce suçlusu’ mu sayacağız? ‘Altı ay sonra savaş,’ diyen kişi bir şantaj yapmış ve tehdit etmiş olmuyor mu?
Bunlar, sorulması ve tartışılması bile akla ziyan sorulardır. Kimseye de yarar getirmez. Ve bu zihniyetin bizi getirdiği noktaya binlerce ölü tanıklık ederken, seneler sonra dönüp aynı şeyleri tartışmanın yararı nedir, anlamakta zorlanıyorum.
DEHAP Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın, ‘Hükümete de, Kongra-Gel’e de eşit mesafedeyiz’ sözleri aynı ölçüde abes. Eleştiriler karşısında Bakırhan’ın
‘Biz arabulucuyuz’ demesi işin vahametini azaltmıyor, olsa olsa artırıyor.
Hükümetin Kürt politikasında son günlerde görülen iyileşmelerden hiç söz etmeden, ‘Bu yenilikleri TC hükümeti vermedi, biz aldık!’ diye havalara
girilmesi de dikkate değer. İster istemez akla şu soru takılıyor: Kürt kimliği ve kültürü konusunda yürürlüğe konulan reform niteliğindeki ilerlemeler bazı Kürt liderlerin rahatını mı kaçırdı acaba? Her şeyin suçunu TC’ye yükleyerek, her şey için TC’yi suçlayarak kitleleri arkalarına alıyor, geçinip gidiyorlardı. Şimdi yönetimin bazı reformlar yapması, bu Kürt militanların ezberini bozup, dayandıkları kitlenin ayaklarının altından kaymasına yol açıyor olabilir. Sertleşmeleri, bu gidişten rahatsız olmalarındandır.
Sorun şurada ki, bir iyileştirme yapan kişiler teşekkür yerine küfürle karşılanıyorsa, yaptıkları iyileştirmeleri daha da geliştirmek için çaba harcamaktan vazgeçmeleri tehlikesi vardır. Bu ise, Kürt’üyle, Türk’üyle hepimiz için çıkmaz sokak olur.
Unutmayalım, siyaset, mümkün olanları gerçekleştirme sanatıdır. Mümkün olmayanların peşinden koşmanın adı ise siyaset değil, olsa olsa felaket olur.
Oca
11
Aslında bugün salı günkü yazımızın devamı gelecekti. Ve, 2005 yılı ve sonrasında ekonomik alanda nelere yoğunlaşmamız gerektiğine biraz daha yakından bakacaktık. Ancak, hafta sonu yapılan Avrupa Parlamentosu seçimleri sonrasında çıkan tablo bizi o konuya yöneltti. Zira, öyle gözüküyor ki 2004 yılının bundan sonrası Türkiye için zor bir bekleme dönemi olacak; 2005 yılı da uzun vadedeki Türkiye için çok önemli bir dönüm noktası teşkil edecek. Her şeyden evvel, geçen yazımızda da belirttiğimiz gibi, 2004 sonunda Türkiye’nin IMF ile halen sürdürmekte olduğu anlaşma bitecek. 2004 senesinin bundan sonraki diliminde IMF ile, muhtemelen IMF’den yeni bir kaynak girişi içermeyen, bir yeni anlaşma yapılıp yapılmayacağını merakla bekleyeceğiz. Herhalde de 2005′ten itibaren kendi olanaklarımız ile ayakta kalmayı ve borç çevrimini becermeye çalışacağız. O nedenle ekonomik boyutta 2005 senesinden itibaren çok farklı ve başarmayı kafamıza koymuş ve ona göre hareket eden bir Türkiye olma zorunluluğumuz var.
Aynı zorunluluk siyasi boyutta da var.
2004 senesinin bundan sonraki bölümünü AB’nin Aralık 2004′de bize üyelik müzakerelerine başlamak için gün verip vermeyeceğini merak ederek geçireceğiz. 2005 ve sonrasını ise, AB bize gün versin veya vermesin, gene başarmayı kafasına koymuş ve ona göre hareket eden bir Türkiye olma zorunluluğu ile yaşayacağız.
Son yapılan Avrupa Parlamentosu seçimleri bu ‘zorunlulukları’ yaşama ve aşma konusunda bizim kafa yapımızı oldukça değiştirmemiz gerektiğini yeniden vurguladı. 25 yıllık AP seçimleri tarihinde ilk kez bu kadar düşük bir katılım oldu. Yapılan yorumlar çok çeşitli ve doğruluklarını zaman içerisinde irdeleyeceğiz. Ancak, iki yorum var ki üzerlerinde uzun uzun düşünmekte ve hazırlıklı olmakta yarar var. Birincisi, bir ekonomik ve siyasal birlik olarak inancın zayıf olduğu, hatta daha zayıfladığı, birlikten ayrılmalar olabileceğine işaret ediliyor. Dolayısı ile, Türkiye için Avrupa basınına yazılı olarak yansıyan bir sonuç yorum, AB’nin daha da zayıflamaması ve başına daha fazla sorun açmaması için Doğu’ya doğru olan genişlemesinin askıya alınabileceği şeklinde. Özellikle de, Türkiye’nin adı verilerek, hiçbir AB ülkesi liderinin şu yakın gelecekte Türkiye lehinde itici bir konuma girmeye cesaret edemeyeceği söyleniyor. Öyle gözüküyor ki, 2004′ün ikinci yarısında Türkiye konusu çok çetrefil bir mesele haline gelecektir ve iç siyaset hesaplarına daha dikkat edecek olan AB liderleri, özellikle Fransa ve Almanya, Türkiye konusunda olumlu bir karar vermeyebilirler. Dolayısı ile, Türkiye’nin AB meselesi ağır bir yara alabilir.
IMF ve AB ile ilişkiler konusu şu yukarıda değindiğimiz ‘zorunlulukları’ 2005′ten itibaren yaşama ve aşma konusunda, geliyor gidiyor, bizim için aynı temel felsefeye oturuyor: Türkiye ‘başarmayı’ IMF/AB istediği için değil, kendisi istediği için ve kendisi için ‘başarmak’ zorundadır. Türkiye, sürekli olarak IMF’den para isteyerek, IMF’nin desteği ile para bularak ve IMF’nin jandarmalığında ekonomisini ayakta tutamaz.
Aynı şekilde, Türkiye, büyük siyasal, ekonomik ve sosyal dönüşümü AB istediği için veya AB’ye girmek maksadı ile değil kendisi için ve kendisi istediği için gerçekleştirmelidir. Bir gün, bizim için IMF olmayacaktır; AB de olmayabilir. Onun için IMF ve AB ile ilişkilerimize değişik ve temelinde ‘kendimiz için’ düşüncesi olan bir ‘kafa seti’ ile bakmak gerekmektedir. Tam IMF ile ne yapacağımıza çok fazla kafamızı takmışken Avrupa Parlamentosu seçimleri bu gereği bir kez daha vurguladı.
Oca
11
‘Ağlamaz’ denilen erkeklerin sırrı çözüldü. Erkeklik hormonu
‘testosteron’un vücutta doğal ağrı kesici işlevi görerek erkekleri fiziksel acılara karşı daha duyarsız kıldığı anlaşıldı
WASHINGTON – Testosteron, doğal bir ağrı kesici işlevi görüyor. ABD’deki Princeton Üniversitesi’nde görevli uzman Michaela Hau ve ekibi kuşlar üzerinde çeşitli deneyler yaparak acıya dayanıklılıklarını ölçtü. Testosteron verilen ve verilmeyen kuşlar kıyaslandığında, testosteron verilen hayvanların acıya karşı daha dirençli oldukları görüldü.
Testosteronun insanlarda da ağrı duyumunu azalttığına dikkat çeken uzmanlar hormunun vücutta, doğal ağrı kesicilerin serbest bırakılmasını sağlayan bir dizi biyokimyasal reaksiyonu tetiklediğini söylüyor. Hau’ya göre testosteronun acıyı azaltmasının pratik bir nedeni var:
Oca
11
Merkezin yetkilerinin yerel yönetimlere devri için ilk yasa Meclis’ten geçti. Bakanlıkların taşradaki yetkileri ve teşkilatları artık il özel idarelerinin oldu
Oca
11
İSTANBUL – ‘Gelme Bush’ diyen fotoğrafçılar, tepkilerini İFSAK’ta açılacak olan ‘Savaşa Hayır’ başlıklı bir sergiyle dile getirecek. İFSAK, AFSAD, Fotoğraf Vakfı Girişimi ve bir grup bağımsız fotoğrafçının, ’savaş protesto eden’ eylemlerden çektiği fotoğraflardan oluşan sergi, bugün açılacak ve 10 Temmuz’a kadar sürecek.
(Kültür Sanat)
Oca
11
AA – ANKARA – Şans Topu’nun bu haftaki çekilişinde 5+1 bilen 1 kişi, 449 milyar 294 milyon 150 bin lira ikramiye kazandı. 5+1 bilen talihli Ankara/Çankaya’dan. Çekilişte 1+1 bilen 322 bin 715 kişi 1 milyon 200′er bin, 2+1 bilen 98 bin 305 kişi 2 milyon 350′şer bin, 3 bilen 158 bin 576 kişi 1 milyon 450′şer bin, 3+1 bilen 11 bin 136 kişi 7 milyon 300′er bin, 4 bilen 6 bin 61 kişi 10 milyon 200′er bin, 4+1 bilen 407 kişi 152 milyon 750′şer bin, 5 bilen 52 kişi 894 milyon 100′er bin lira ikramiye alacak. Şanslı numaralar şöyle: 15, 20, 24, 29, 33 + 12.

