Archive for Ocak 15th, 2009

AA – ANKARA – Milli Piyango İdaresi’nin (MPİ), gelen yoğun talep üzerine, piyango çekilişlerinde diğer ikramiyelerin yanı sıra otomobil ikramiyesi de dağılacağı açıklandı. MPİ’den yapılan açıklamaya göre, 29 Haziran çekilişinde, 1 trilyon liralık büyük ikramiyenin yanı sıra, 10 adet 2004 model Hyundai Getz 1.3 GLS HY KLM marka otomobil de ikramiye olarak verilecek.

29 Haziran’daki çekilişte otomobil ikramiyesi kazananlar iki ay içinde idareye başvurmak zorunda. İkramiye için iki ay sonra başvuran talihlilere ise, otomobil yerine 10 milyar lira ödenecek. 29 Haziran’daki çekilişte toplam 3 trilyon 485 milyar lira tutarında ikramiye dağıtılması planlanıyor. Açıklamada, piyango biletlerinin fiyatının ise 3 milyon lira olduğu kaydedildi.



AFP – WASHİNGTON – Küba lideri Fidel Castro’nun, 14 yaşındayken dönemin ABD Başkanı Franklin Roosevelt’e yazdığı mektupla 10 dolarlık bir banknot istediği ortaya çıktı. ABD Ulusal Arşiv Merkezi’nde 8 milyarı bulan belge arasında yapılan araştırmada ortaya çıkan 25 Kasım 1940 tarihli mektubu Castro, ‘yakın arkadaşın’ diye imzalamış. Çizgili kâğıda yazılmış mektupta Castro "Hiç 10 dolarlık bir banknot görmedim ve bir tanesine sahip olmak istiyorum" demiş. Mektuptan Roosevelt’in başkan seçilmesinden ‘mutlu’ olduğu anlaşılan Küba lideri, "Radyoda, yeni bir dönem için başkan seçildiğinizi duymaktan çok mutlu oldum" ifadelerini kullanmış.





Kötü haberi aldığımdan beri bir fotoğraf gözümün önünde… Makedonya’da Ohri Gölü’nün kıyısında Ohri kasabasında bir kahvede oturuyoruz. Kimler yok ki resimde… Ahmet Piriştina, Osman Arolat, Sedat Ergin, Cengiz Çandar, Fehmi Koru, Yalçın Doğan, şimdi adını hatırlamadığım bazı işadamları…

Sohbet konumuz Balkanlar. Sedat Ergin, ailesinin Ohri’nin hemen bitişiğindeki Ştruga’dan geldiğini anlatıyor. Biraz sonra o kahveden kalkıp Sedat, Cengiz Çandar ve Fehmi Koru’yla birlikte Ştruga’ya gideceğiz zaten. Orada Sedat’ın büyük dedesinin mezarının ve şeyhliğini yaptığı tekke ile camiyi ziyaret edeceğiz.

Masada, benim yeni tanıdığım bir işadamı var, Ahmet Piriştina. Neredeyse gözleri dolarak anlatıyor Kosova’yı ve Priştina’yı. O kadar tutkulu, o kadar duygulu ki etkilenmemek imkânsız. Nitekim aynı günün akşamında, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in düzenlediği bir toplantıda bir başka ‘Rumelili’nin, Şarık Tara’nın gözyaşlarına da tanık olacağız doğduğu topraklardan ve Üsküp’ten kovulurlarken başlarına gelenlerden söz ederken.

Sonraki yıllarda, özellikle de o milletvekili olduktan sonra Ankara’da Ahmet Piriştina ile dostluğum ilerledi. Balkanlar’dan, Rumeli’den değil, bu kez Türkiye’den söz ediyorduk sohbetlerimizde. Çok çalışkan, çok sempatik, gerçekten düzgün sıfatını hak eden insanlardandı.

DSP’de milletvekiliyken İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı önerisini aldığında sevinçle şaşkınlık arası duygular içindeydi. ‘Kesin seçilirsiniz’ dedim, ‘İnşallah’ dedi. Seçilmesi benim için sürpriz olmadı; hemen herkese kendini sevdirmeyi başarmış bir insandı çünkü.

İkinci dönem için CHP’ye geçtiğinde de aynı şeyi söyledim, bu kez AKP arkadan çok kuvvetli geliyordu ama Ahmet Piriştina İzmirlinin gönlünde yer kurmuştu kendine bir kere, CHP’yi bilmem ama onu sarsmak kolay değildi.

Piriştina soyadını taşıyordu. Kosova’da dünya güzeli bir kentin adını yani. Ve dünyanın bir başka güzel kentine, bunca yıldır uğraşa uğraşa hâlâ tam olarak bozamadığımız İzmir’e belediye başkanlığı yapıyordu.

Daha geçen hafta annem için bana başsağlığı diliyordu, bugün ben onun ardından üzülüyorum. Keşke, diyorum içimden, gecenin 03.30′unda sıkıntıyla bahçeye çıktığında bir hastaneye gitseymiş. Belki bugün hâlâ aramızda olurdu.

Elbette bütün ölümler zamansızdır. Ama bu kadarı da fazla değil mi, yetmez mi?



1970′lerde sahnelerin tozunu attıran Peter Gabriel yeni grubuyla pazar gecesi Parkorman’da. Gabriel, görsel şovuyla da unutulmaz bir gece vaat ediyor



RADİKAL – ANKARA – Milli Güvenlik Kurulu (MGK), NATO zirvesi ve ABD Başkanı George Bush’un Ankara ziyareti öncesinde yaptığı toplantıda, Irak’ın toprak bütünlüğü ve PKK’nın ortadan kaldırılmasını stratejik hedef olarak belirledi. Türkiye, Bush’un ziyaretiyle NATO zirvesinde Irak konusundaki hassasiyetlerini ve PKK’nın Irak’tan çıkarılması talebini gündeme getirecek.



İSTANBUL – Aydın Doğan Vakfı tarafından düzenlenen, her yıl dünyanın seçkin sanatçılarının jüri üyeliğini yaptığı, Aydın Doğan Uluslararası Karikatür Yarışması, 21. yaşını kutluyor. Yarışmaya bu yıl 82 ülkeden 1052 sanatçı 2 bin 642 çalışma ile katıldı ve Önseçiciler Kurulu’nun seçtiği 49 ülkeden 249 sanatçının 267 çalışması 28 Haziran pazartesi günü saat 10.30′da Antalya Falez Hotel’de toplanacak Seçiciler Kurulu’nun değerlendirmesine sunulacak.



Bir gafil protesto grubu da, Kapalıçarşı’yı seçmiş ‘NATO’YA HAYIR!’dan da ziyade, ‘NATO ZİYARETÇİLERİNE SATIŞA HAYIR!’ demek üzere.

Kapalıçarşı Esnafı’na haa!

Pardon da, Kapalıçarşı Esnafı’nın Hong Kong’daki Çinli esnafla birlikte dünya yüzünün en esnafkâr, en işini bilir, en gaddar esnafoğluesnaf-larından oluştuğunu düşünmekteyim.

Yüzlerce yıllık esnafların çocukları tutunabilir ancak orda, bir nevi esnaflık âleminin ‘killer shark’ları. Sen git de onlara: "Abicim, şu NATO İnsanları’na satış yapma," de! Yok ya!

Bu safdillik bana en çok, seçimden önceki bir televizyon oturumunda; oy patlaması yapacaklarına inandıklarını, Kapalıçarşı Esnafı arasında yaptıkları bir ankette yüzde 60-70-80 oranında oyların kendilerine çıktığını söyleyen Doğu Perinçek’i hatırlattı. (Onları artık her neden örneklem seçmiş ise.)

Yükselen Yeni Şehir Esnafı’nı temsilen R. Tayyip Erdoğan ise "Biz de zaman zaman BU işlerin içinde olduk ama bir netice alamadık," demekteydi.

Süleyman Demirel’in ‘Yollar yürümekle aşınmaz’ından bir adım öte ya da beri: kararı size bırakıyorum.

Geçenlerde bindiğim taksinin şoförü kaçınılmaz üzre sohbet NATO Zirvesi’ne (ya da Bekir Coşkun’un harikulade tasviriyle NATO Zırvası’na) dayandığında: "Valla inanır mısınız, iğrendim ben bu Amerika’dan tamamen,’ tarihi lafını, ediverdi.

Hakikaten, cümleten, dünyacak tiksindik bu Amerika Birleşik Devletleri’nden ve onun petrol şirketlerine mi, şahin stratejistlere mi, dünyayı ve hiçbir şeyi kavrama yeteneğine haiz olmayan dumkof akılverenlerine mi, neye, neye, neye (akıl/izan/mantık ötesi zira yayılmacı zihniyeti) dayandığı belli olmayan Korkunç Bush’undan.

Tüm o Hollywood filmleri, televizyon dizileri, şarkılar/müzikaller/oyun havaları; temizleyebilecek mi bakalım onlarca yıl boyunca, Irak’ı işgal etmenin yarattığı bu kanlı havayı?

Defne Barak diye dünyacaaa menşuuur röportajcısı Hürriyet gazetesinin, gidip Fort Bragg Üssü’nde yargılanmayı bekleyen ‘Amerikalı Küçük Müsibet’ Lynndie England pisliğiyle görüşmüş.

Birkaç gündür bu müthiş röportajlama başarısını muştulamaktaydı Hürriyet. Ve hatta bir dolu Amerikan TV kanalı Defne Barak’la görüşmek üzre sıra beklemekteymiş, bu müthiş röportaj üstüne.

Defne Barak’ın daha önceki müthiş röportajlamama başarılarına da şahit olmuş bir okur olarak, yine hiçbir şey çıkmayacağını kestirmekteydim. Diyelim bir zaman önceki Michael Jackson’ın annesi ve babası röportajında da hiçbir halt yoktu Sn. Barak’ın, nice artist/martist röportajında da. Yani ‘O bir gölgedir/Röportajcı sanırsın’ takımından

Sn. Barak. Ki, Reha Erus da öyledir, ama tüm bu röportajlayamama da ağırlama işinin piri, Leyla Erduran olup, kendisinin Fidel Castro’su üstüne röportajlamamada kalkan balıklama tanımam.

Her neyse, muhtemelen söz dağarcığı 50-60 kelimeyi geçmeyen bu Amerikan moronu, hemen hiçbir şey söylemeyip, habire kıkırdıyor. Bir de o kıt kafasıyla, ‘Ben mi yarattım?’ demeye getirip üslerinin esas kabahatinin ve başka işkencecilerin de olabilirliğini, bir nevi primitifçe (çok çok kazırsanız) işaret ediyor.

Eminiz ki; Lynn(die)’nin şerefsiz komutanları ve iğrenç takım arkadaşları da, en az onun kadar işin içindedirler. Ama işbirlikçilik bir mazeret değil, düpedüz bir tercihtir.

Zira bu işkenceci sıçanların yaptıklarını, ettiklerini kameraya kaydedip, komutanının kapısının altından atan da bir Amerikan askeriydi. Yani vicdanını, insanlığını ve sorumluluk duygularını Irak’a doğru yola çıkarken portmantoya asıp da gelmemiş ya da bu hislerden tamamen muaf olarak doğmuş Amerikan sosyopatlarından biri olmayan, bir Amerikan askeri.

Yine de Defne Barak’a gerçekleştiremediği görüşme için ve en çok da o piç kurusunun arsız suratını asarak ya da kaldırarak dangalakça kameraya baktığı fotoğraflarını bize sunduğu için, teşekkür borçluyum. Zira en azından ruhsal olarak kafamda öyle bir evire çevire benzettim ki Lynn(die) yüzsüzünü; bir daha, bu dünyada, bu acımasızlık, gaddarlık ve kayıtsızlıkla, ‘gün’yüzü görebileceğini zannetmiyorum.