Archive for Ocak 19th, 2009

RADİKAL – İSTANBUL – Bağdat Caddesi’nde tanık olduğu gasp olayına müdahale ederken kendisini de yaralayan Orhan Yılmaz’ı tabancayla öldürdüğü gerekçesiyle yargılanarak hapis ve para cezasına çarptırılan işadamı Erkan Sadıkoğlu, Yargıtay’ın bozma kararının ardından yapılan ilk duruşmada beraat etti. Kadıköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada mahkeme heyeti, Sadıkoğlu’nun nefsi müdafaa sınırları içinde bir kişinin ölümüne neden olduğu için beraatine karar verdi. Daha önce görülen davada, Sadıkoğlu, bir yıl bir ay 10 gün hapis, 2 milyar 362 milyon lira ağır para cezasına çarptırılmıştı.



RADİKAL – ANKARA – Orman niteliğini kaybetmiş orman arazilerini (2B) satmak için Anayasa’yı değiştirme girişiminde bulunan hükümet, benzer bir düzenlemeye imza attı. Orman alanlarının kiraya verilmesini ve tesis yapılmasını öngören yasa, Meclis’ten geçti. Yasanın bazı maddeleri daha önce Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmişti.

CHP’lilerin mahkemenin iptal gerekçelerini tam karşılamadığını belirterek karşı çıktıkları düzenleme şunları getiriyor:

  • Savunma, ulaşım, enerji, haberleşme, su, atıksu, doğalgaz, altyapı ve katı atık bertaraf tesisleri, sanatoryum, baraj, gölet ve mezarlıklar, devlete ait sağlık, eğitim ve spor tesislerinin ve bunlarla ilgili her türlü yer ve binanın devlet ormanı üzerinde bulunması ve yapılmasına, kamu yararı ve zaruret olması halinde Çevre ve Orman Bakanlığı’nca

    izin verilecek. Bu konudaki izin süresi 49 yılı geçemeyecek.
  • Bu alanlarda devletçe yapılanların dışındaki her türlü bina ve tesisler iznin sona ermesi halinde eksiksiz ve bedelsiz olarak Orman Genel Genel Müdürlüğü’nün tasarrufuna geçecek. Söz konusu tesisler, Orman Genel Müdürlüğü veya Çevre ve Orman Bakanlığı ihtiyacında kullanılabilecek veya kiraya verilerek değerlendirilecek.
  • İzin amaç ve şartlarına uygun olarak faaliyet gösteren hak sahiplerinin izin süreleri; yer, bina ve tesislerin rayiç değeri üzerinden belirlenecek yıllık bedelle 99 yıla kadar uzatılabilecek.
  • Bina ve tesislere, tüzelkişiliğe sahip kamu kurum ve kuruluşlarına ait ormanlarda veya özel ormanlarda yapılmak istenmesi halinde Çevre ve Orman Bakanlığı’nca izin verilecek. Kullanım bedeli, süresi, yapılan bina ve tesislerin devri gibi hususlar genel hükümlere uygun olarak taraflarca belirlenecek.
  • Mili park alanlarındaki yapı ve tesisler, 29 yıllığına kiraya verilebilecek.



  • İktidarın ‘Eski aflarda ödeme yoktu’ iddiasına karşın hortumcuya af olanağı sağlayan tasarı, ilkini Özal’ın uyguladığı sistemle aynı



    RADİKAL – ANKARA – Türkiye, Avrupa Birliği’ne (AB) uyum sürecinde, Almanya ile birlikte organize suçlarla mücadelenin güçlendirmesini amaçlayan bir proje geliştirdi. Emniyet Genel Müdürlüğü, ‘Organize Suçlarla Mücadelenin Güçlendirilmesi Projesi’ni BadenWüttenberg Eyaleti polisi ile birlikte yürütecek. Proje dün törenle başlatıldı.

    Törene Emniyet Genel Müdürü Gökhan Aydıner, Almanya Büyükelçisi Wolf Ruthart Born, Avrupa Komisyonu Temsilcisi Siyasi İşler Bölümü Başkanı Martin Dawson, Almanya’nın BadenWüttemberg Eyaleti Polis Müdürü Erwin Hetger katıldı. Hetger, daha önce farklı ülkelerde edindikleri deneyimleri Türkiye ile paylaşmak istediklerini söyledi. Büyükelçi Born da, "Size en iyi kaliteyi sunacağız. Dostlar dostlarla çalışır, Almanya’ya güvenebilirsiniz" mesajı verdi. Aydıner ise, Türk Emniyet Teşkilatı’nın da Alman meslektaşlarına aktaracağı önemli tecrübeleri olduğunu söyledi. Anadolu’dan geçen uyuşturucu miktarının yüzde 31 azaltıldığını söyleyen Aydıner, önceki gün İstanbul’da, Afganistan kaynaklı 605 kilo esrar yakaladıklarını açıkladı. İki yıllık projenin bütçesi, 1 milyon 610 bin euro.



    İSTANBUL – Önce birkaç kitap ismi: ‘Dünyanın Bütün Sokakları

    İsyanda’, ‘Seatle: Dünyayı Sarsan 5 Gün’, ‘Hadi Bunu Küreselleştir’,

    ‘Aktivistin El Kitabı’… Durum anlaşıldı herhalde; 28 Haziran’da yapılacak olan NATO zirvesi öncesi, eylemciler de harekete geçiyorlar. Radikal Kitap da yarın çıkacak olan sayısında bu yeni dalga muhalefeti kapağına çıkarıyor. NATO toplantısı yaklaştıkça İstanbul’da NATO ve Bush karşıtı eylemlerin harereti de artıyor. Radikal Kitap, küresel eylem kuşağına eklemlenmeye çeyrek kala, yeni dalga muhalefeti gözden geçiriyor.

    ‘Kitap’ta dikkat çeken bir başka yazı ise Sefa Kaplan imzasını taşıyor. Kaplan, Selim İleri’nin 70′lerde yayımlandığında büyük tepki çeken, bugün ise artık bir klasik muamelesi gören ‘Her Gece Bodrum’unu büyüteç altına alıyor. Yemek uzmanı Berrin Acanerler ise hafif, sağlıklı ve lezzetli yaz yemekleri kitaplarını tanıttı. Yeni kitabı ‘Beni Odana Götür’de bu kez de erkek cinselliğine dair öykülerle karşımıza çıkan Neşe Cehiz’le Erkan Aktuğ’un yaptığı söyleşi ise oldukça ilgi çekici. Yeni logosuyla da dikkat çeken Radikal Kitap’ın bu sayısında tam 70 kitap tanıtılıyor. (Kültür Sanat)



    ‘Dünya bir tek devlet olsaydı başkenti İstanbul olurdu” diyen Napoleon Bonaparte’ı haklı gösteren günler yaşıyoruz.

    Haziran ayının başından bu yana dünyayı yöneten ya da yönlendiren kişi ve kurumlar bu koca kentin salonlarında bir araya geliyor, kurulmakta olan yeni dünya düzenini konuşuyorlar. Önce OECD Bakanlar Konferansı, sonra gazete patronlarını ve yöneticilerini bir araya getiren WAN, sonra Müslüman ülke yöneticilerini bir araya getiren İslam Konferansı Örgütü, şimdi sosyal demokratları ve sosyalistleri bir araya getiren Sosyalist Enternasyonal ve çok yakında tüm toplantıların anası, yani NATO zirvesi.

    Aslında bu son terimi ‘George W. Bush’un katılacağı NATO zirvesi’ diyerek belirginleştirmeliyiz. Çünkü, özellikle Irak savaşından bu yana,

    Bush adı kendi başına bir paratoner oluşturuyor. Onun bir yere gitmesi kendi başına bir olay.

    Bu nedenle, hava elektrikle yüklü; kentte fırtına öncesinin gergin bekleyişi var. İstanbul, (henüz) Napoleon’un tahmin ettiği tarihi rolün tadını çıkaramıyor.

    Bundan önceki toplantılar büyük bir organizasyon hatası olmadan başarıyla tamamlandı. Umarız bundan sonrakiler de öyle geçer. Umarız, İstanbul’u yönetenler ve güvenliğini sağlayanlar o deneyimlerden gereken dersleri çıkarmışlardır. Umarız, polisler demokratik haklarını kullanarak protesto gösterisi yapanların kafalarını kırmak için var güçleriyle cop sallamazlar; umarız, protestocular ilk fırsatta belediye otobüslerini ateşe vermeye kalkmazlar…

    Yeni bir düzlemdeyiz. Dünyanın gözleri İstanbul’un üzerinde.

    Geçmişi ne kadar çabuk unutuyoruz. Geçen yıl 15 – 20 Kasım tarihlerindeki El Kaide bombalamalarından sonra İstanbul’un bir kongre kenti olarak geleceğinin en az beş yıl için karardığından söz ediliyordu. Mayıstaki Eurovision Yarışması’nın başka yerde yapılıp yapılmayacağını soranlar vardı. NATO toplantısının başka bir yere alınacağı söylentileri yaygınlaşmıştı…

    Çok güçlü bir ayakta kalma içgüdüsüne sahip olan İstanbul bu söylentileri haksız çıkardı, birkaç kongre iptal edildi diye paniğe kapılmadı, kolay yara almayan bir marka olduğunu kanıtladı.

    Şimdi üzerine vernik sürülüyor.

    Haydi hayırlısı…

    Not: Hayırlısı dedik ama bu yazı yazıldıktan sonra Çapa’da gerçekleşen patlama şer güçlerininde boş durmadığını gösteriyor.



    Fenerbahçe başkanı Aziz Yıldırım, defansın solu için şöhretli olmayan bir oyuncuyla anlaştıklarını söyledi
    İSTANBUL – Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, bir yabancı futbolcu ile anlaştıklarını, ancak henüz imza atamadıklarını açıkladı. Transfer çalışmalarına değinen Yıldırım, medyada birçok futbolcu ismi gündeme getirildiğini söyledi. Yıldırım, şunları kaydetti: "Hep sola adam alınacak diye yazılıyor ama Fenerbahçe’nin solda ihtiyacı nerede, ona bakmadan yazılıyor. Overmars’ı aldı diye yazdınız, sonra 30 tane adam daha aldınız. Fenerbahçe’nin ihtiyacı geride. Niye bir tane o mevkiye adam yazmıyorsunuz? Bir oyuncu ile anlaştık. Ama yazılan isimlerin hiçbirisi değil. Meşhur, kimsenin tanıdığı, bildiği bir isim de değil. Nobre gibi tanınmayan bir isim. Henüz anlaşma imzalamadık."

    Denilson için de Yıldırım şunları söyledi: "Sizleri yalancı çıkarmamak için yalanlamıyoruz ama bu sporcu ile ilgilenmediğimizi açıkladık.

    Neden bu kadar yüksek bonservisli oyuncuları yazma mecburiyeti hissediyorsunuz? Fenerbahçe ve Türk kulüplerinin bütçesini bilmiyor musunuz? 17-20 milyon dolarlık bir futbolcuyu alırsanız bütçenin yarısı gider. Ondan sonra ne yapacaksınız?"

    (Spor Servisi)



    Uygarlığı nasıl ölçersiniz? Nasıl değerlendirirsiniz? Bir insan veya toplumu diğerinden daha uygar kalan nedir dersiniz?

    Üzerinde çok tartışılan zor bir soru. Ama kabaca iki uygarlık ölçüsü vardır denebilir sanıyorum: Birincisi, uygarlığın maddi kültür boyutudur. Bilimi, teknolojiyi, maddi değerlerin üretimini içerir. Gemiler, uçaklar, santrallar, telefonlar, televizyonlar…

    İkincisi, madde olmayan kültürdür: İnsan davranışlarını, değerleri, inançları, sanatı, dini, davranış kalıplarını ve normları içerir. Maddi olmayan uygarlıkları karşılaştırmak için genel bir ölçü gerekiyorsa, toplumlarda geçerli olan ve uygulanan şiddet bence en önemli uygarlık göstergesidir. Toplumda insanların birbirine uyguladığı şiddet artıyorsa, uygarlık düzeyinde bir düşme var demektir.

    Nitekim, ceza hukukunun gelişmesi, tarihte şiddet uygulamasının azalmasına tanıklık etmiştir. İlkel topluluklarda en sık verilen cezalar arasında idam vardı. El, kol, bacak, burun, kulak kesme, kırbaçlama, taşlama, işkence etme, kazığa oturtma, insanları çengele takıp asma, yakma, derisini yüzme, dayak atma, küreğe mahkûm etme.. sıklıkla verilen cezalardı. Çoğu zaman da bir suç için bütün aile cezalandırılırdı. Zamanla bunlar azaldı. Pek çok ülkede (bu arada bizde de) idam cezası ve bedensel cezalar kalktı. Eskiden suç işleyeni bulamazsanız, bir yakınını cezalandırırdınız, buna da son verildi. Hapis cezası da zamanla azaldı, tazminat cezaları arttı. ‘Cezalandırma’nın yerini, ‘yeniden eğitme’ almaya başladı.

    Bütün bunları, güzel gelişmeler, uygarlık işaretleri..

    diye düşünebiliriz elbette.

    İnsanları önce televizyonda teşhir edip sonra katır katır boğazını kesen dinci teröristler olmasa. ‘Bugün bir Amerikalı asker bulamadık, şu Güney Korelinin kafasıyla idare edeceğiz’ der gibiler. Bütün dünya, ‘Yarın kimin kafasına sıra gelecek’ diye beklemede.

    Malezya’da okullarda kırbaç cezasının nasıl uygulanacağı çocuklara uygulamalı olarak gösterilmese.

    Arabistan gibi ülkelerde el kesme, kafa kesme cezaları uygulanmasa.

    Nijerya gibi ülkelerde tecavüze uğrayan kadınlar taşlanarak öldürülmese…

    İran’da ve Taliban Afganistan gibi ülkelerde İslam devrimi adına insanlar salkım saçak asılmasa…

    Amerika’da yayımlanan belgelerde tutsaklara işkence uygulamasının resmen benimsendiğini ve işkencenin ABD politikasının bir parçası olduğunu görmesek… Güçlü ülkeler istediği ülkeyi düşman ilan edip savaş açmasa…

    Afrika’da din ve etnik küme farklılığı yüzünden soykırımlar yapılmasa…

    Ve dünyanın bir bölümünde insanlar aşırı kiloları yüzünden, diğer bölümünde de açlıktan ölüyor olmasa…

    Bütün bunlar olmasa, "Tamam" diyeceğim, "binlerce yıl boşuna uğraşmamışız, boşuna düşünüp fikirler üretmemişiz, boşuna vahiyler alıp dinler kurmamışız, ideolojiler üretmemişiz, eşitlik ve özgürlük türküleri yakmamışız. İşte uygar bir dünya!"

    Ama dünya hiç de barışçı bir yer değil. Bir tarafta Allah adına kelle kesen, canlı bombalarla, kaçırılmış uçaklarla dehşet saçan dinciler; diğer tarafta demokrasi adına ülkeleri yerle bir eden, insanları işkenceden geçiren bir dünya devi.

    Uygarlık yolunda fazla ilerlediğimizi söyleyebilir miyiz?

    Acaba hangisi daha kötüdür: Maddi uygarlık alanında çok gelişmiş, teknolojide, silah yapımında, bilimde ilerlemiş, ekonomik bakımdan güçlenmiş, ama şiddet eğilimi fazla bir ülke olmak mı; yoksa bilim ve teknolojide geri kalmış, dışa bağımlı, ekonomik bakımdan geri kalmış ve şiddet eğilimleri taşıyan bir ülke olmak mı?

    İleri teknoloji ürünü bombalar uygarlığın simgesi olabilir mi?