Archive for Ocak 22nd, 2009

Dün akşam TRT’nin spikeri, Almanya-Hollanda maçının ikinci devresinde Van Hooijdonk’un oyuna gireceği anlaşılınca heyecanlandı. "Bizden biri giriyor" dedi. Ne güzel! Türk halkının bir temsilcisinin, kendi milletinden

ve ırkından olmayan birini böylesine benimsemesi, insanın yüreğini

ısıtıyor. Ama demek ki benzer sporcuların futbolu tercih etmesi, Fenerbahçe’de oynaması, tercihen erkek olması da gerek. Çünkü aynı ten rengine sahip, üstelik Hollanda’da yedek olan Van Hooijdonk’a rahmet okutacak bir başarıyla dünya 5 bin metre rekorunu, hem de dört saniye gibi şaşırtıcı bir farkla kırmış olan Elvan Abeylegesse, aynı bağra basma durumundan nasibini almadı. Benim kendi çevremde bile, onun ‘Türk’ olmayışını, hatta ‘zenci’ oluşunu kafaya takmış olanlar var. İyi bir sporcu oluşunun hiçbir kıymet-i harbiyesi yok, elbette. Neyse ki, bizim dışımızdaki ülkelerin muhtelif kulüpleri, branş mevzuubahis olmaksızın, bu tür özelliklere kafayı takmamış görünüyor. Bu hem o kulüpler, hem sporcuların kendileri, hem de seyirciler açısından hayırlı. Bilmiyorum, özbeöz Fransızlardan oluşan beyaz derili bir Fransa milli takımını izlemek isterler miydi?

Türkiye’ye medar-ı maişet meselesi yüzünden mecburen gelip (insan bu gibi durumlarda kendini ‘zengin ve gelişmiş’ hissediyor) burada çalışmaya ve koşmaya başlayan Hevan/Elvan hakkında ne zamandır bir şeyler yazmak istiyordum, kısmet olmadı. Dünya beşincisi oldu, Olimpiyat barajını aştı, Szabo’yu geçti, muhtelif yarışlarda ilk üçe girdi. Hatta, bilmiyorum kimsenin dikkatini çekti mi, daha önce 23 Yaşaltı Avrupa Atletizm Şampiyonası’nda 5 bin metrede hem altın kazanmış, hem en yakın rakibine 300 metre fark atarak şampiyona rekoru kırmıştı. Eh, dünya rekorunu umursamayan insanlar buna aldırır mı diyeceksiniz? Ne münasebet…

İçlerine sinmiyor bir kere. İçimizde, ta derinlerde, buraya gelen yabancının dört dörtlük olmayacağı yolunda şüpheler var herhalde. Üstelik de Etiyopyalı, kız, 38 kilo, dişleri çıkık.

Yani pardon! İnsan nasıl ciddiye alsın?

Yapmayın ama. Kız düpedüz Türk. Yeni yıla arkadaşlarıyla Taksim Meydanı’nda giriyor. ‘Asmalı Konak’ ve ‘Berivan’ izliyor(du). Ebru Gündeş’i ve köfteyi seviyor. Antrenmana kamyonetle gidip, ayıların (hakikisi) önü sıra kaçmak zorunda kalıyor. Daha ne yapsın? Ayrıca, Galatasaray’ı da tutuyor. Hatta kaybettikleri zaman morali bozuluyor.

Belki diyorum, Galatasaraylılar Elvan’ı bağırlarına basarsa, yavrucak sırtını dayayacak bir cemaat bulmuş olur.

Elvan Abeylegesse’nin, o mütevazı, çalışkan çocuğun başarılarını, beyaz Türklüğe kafasını takmamış bir sporsever olarak takdirle, coşkuyla izliyorum. Onun tarafını tutar görünenlerin bile, bundan; kısa süre öncesine kadar, kuyruklarını bacaklarının arasına sıkıştırmak zorunda kalmadan önce yerin dibine batırdıkları, halen de ahlaki mülahazaların hedefi yapmaktan çekinmedikleri Süreyya Ayhan’ı eleştirmek için yararlanmalarını da izliyorum. Takdirle değil, tabii. Hatta hayretle de değil. Tevekkülle… Belki isyanla izlesem, yanıma da birkaç kişi bulabilsem, içim daha rahat ederdi. Ama gene de rahat sayılır. Çünkü o beğenmez şahıslar bir toz misali unutulmuşluk denizlerinde kaybolduklarında, Elvan Abeylegesse diye bir atletin kırdığı rekorlar dünya atletizm tarihinde değişmez yerlerini almış olacak.



Yargıtay Başkanı: Yolsuzluklara af, toplumun etik değerlerini aşındırır, yeni yolsuzlukları teşvik eder. Tutarlı ve güvenilir bir sistem kurmak şart



İZMİR – CHP lideri Deniz Baykal, bugün devlet töreniyle toprağa verilecek olan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina için geldiği

İzmir’de Büyükşehir Belediyesi binasındaki Çetin Emeç Toplantı Salonu’nda taziyeleri kabul etti. Sabah yapılan çalışmayla Çetin Emeç Toplantı Salonu’na Ahmet Piriştina’nın resminin yer aldığı büyük boy posteri yerleştirildi, çevresi karanfillerle süslendi. Piriştina’nın fotoğrafı önüne gelen sevenleri, ellerindeki karanfilleri bıraktı. Daha sonra da Baykal ve CHP yöneticilerine başsağlığı diledi.

İzmir Valisi Yusuf Ziya Göksu, Piriştina’nın görevi başında vefat eden ilk Büyükşehir Belediye Başkanı olduğunu, ölümünün sadece İzmir’de değil bütün Türkiye’de üzüntü yarattığını söyledi. Göksu, "Piriştina son yolculuğuna eniyi şekilde uğurlanacak. Cenaze saat 15.00′te Adli Tıp Morgu’ndan alınacak, Plevne Bulvarı istikametiyle önce 15.30′da evinin, ardından da 9 Eylül Meydanı’nda CHP İl Merkezi önüne getirilecek. Cenaze saat 16.00′da Konak Meydanı’na ulaştırılacak ve burada bir katafalka yerleştirilecek. Saat 17.15′te de Konak Meydanı’ndaki İsabey Camii’nde ikindi namazının ardından kılınacak cenaze namazından sonra Narlıdere Aşağı Mezarlık’ta toprağa verilecek. Bu güzergâhlar trafiğe kapatılacak" dedi.



ANKARA – Anadolu kulüplerinin transfer çalışmaları büyük bir hızla devam ediyor. Gençlerbirliği, Bursaspor’dan Tayfun ve Konyaspor’dan Sedat ile dörder yıllık sözleşme imzaladı. Çaykur Rizespor, dış transferde üç futbolcuyla anlaştı. Yeşil-Mavililerin, Karşıyakalı Levent, Kartalspor’dan kaleci Atilla ve Hollanda’nın Roda takımında oynayan gurbetçi oyuncu Seydihan ile üçer yıllık sözleşme imzaladıkları belirtildi. Çaykur Rizespor üç futbolcuya da bonservis ödemeyecek. İbrahim Toraman’ı Beşiktaş’a veren Gaziantepspor, bu transfere karşılık Siyah-Beyazlı kulübün genç stoperi Gökhan’ı bir yıllığına kiralık olarak renklerine bağladı. Diyarbakırspor ise Kayseri Erciyesspor’dan Zafer Uysal ve Malatyaspor’dan Recep Asil ile iki yıllığına anlaştı. (Spor Servisi)



MUĞLA – Desteksiz Sabit Ağırlık Dalış Dünya Rekoru kıran Yasemin Dalkılıç, rekorunun Türkiye’de kabul edilmemesi nedeniyle çok gereksiz ayrıntılarla uğraşmak zorunda kaldığını söyledi. Uluslararası standartlarda dalış yaptığını belirten Dalkılıç, "Federasyon, böyle bir dalın Türkiye’de yapılmadığını belirterek kabul etmiyor. Dünyaya karşı mahcup oluyorum" diye konuştu. Dalkılıç, gelecek yıl nisan ayında Marmaris’te Amerikalı dalgıç Tanya Streeter’ın 122 metrelik limitli değişken ağırlıklı dalış rekorunu kırmayı deneyeceğini, kasım ayında da yeni bir rekor denemesinde bulunacağını söyledi. (Spor Servisi)



TAHRAN – İran yönetimi sınırlarından içeriye salı günü yanlışlıkla giren Türk askerlerine Britanya askerlerine davrandığı gibi bir muameleyi reva görmedi.

İran sınırındaki Doğubeyazıt’ın Kromtepe mevkiinde 44′üncü ve 45′inci sınır taşları arasında gözetleme kulesi inşası için görevlendirilen 1′inci Mekanize Tugay Komutanlığı 5′inci Hudut Alayı’na bağlı bir uzman çavuş başkanlığındaki 24 Türk askeri, yanlışlıkla sınırı geçtikleri gerekçesiyle

İran askerleri tarafından saat 19.00 sularında gözaltına alındı. Haberi alan 1′inci Mekanize Tugay Komutanı Tuğgeneral Bülent Dağsalı, hemen bölgeye gitti. İranlı askeri yetkililerle görüşmeler buşlatılırken, olay 3′üncü Ordu ile Kara Kuvvetleri ve Genelkurmay’a iletildi. Görüşmeler sonrasında İranlılar saat 20.30 sıralarında Türk askerlerini bıraktı.

Genelkurmay Başkanlığı, dün Gülveren-Gürbulak Hudut Karakolu bölgesinde gerilimin ‘kısa sürede’ olaysız sona erdiğini açıklarken, yaşananları

‘hudut olayı’ diye nitelendirdi. İran televizyonu da Türk askerlerinin gözaltına alınmasından hemen sonra yapılan soruşturmada askerlerin sınırdan yanlışlıkla girdiğinin saptandığını ve hemen serbest bırakıldıklarını duyurdu.

(aa, dha, afp)



Önceki gün yoğun yağış nedeniyle ertelenen maçların oynandığı Wimbledon’da çim kortun iddialı ismi Roddick, Tayvanlı Wang’ı 6-3, 7-5 ve 6-4′lük setlerle yendi
LONDRA – Wimbledon’ın dördüncü gününde yağış nedeniyle bir önceki gün oynanamayan birinci tur maçları tamamlandı. Tek erkeklerde Amerikalı raket Andy Roddick, Yeu-Tzuoo Wang’ı set vermeden geçerek bir üst tura yükseldi. Bir önceki gün yağışın çok hızlanmasıyla ertelenen maçta Guillermo Coria, Wesley Moodie’yi kalan iki oyunu da alarak 3-2 yenmeyi başardı. Rainer Schuettler, Sjeng Schalken, Tommy Robredo ve Juan Ignacio Chela gibi raketler de ilk tur maçları sonrası yoluna devam etti. İkinci tur maçları içinse korta Roger Federer ve Lleyton Hewitt çıktı. Federer, Alejandro Falla’yı 6-1, 6-2 ve 6-3 gibi net bir skorla mağlup etti. Hewitt’in rakibiyse Irakli Labadze’ydi. Avustralyalı raket maçı 6-4, 6-4 ve 6-1′lik setlerle kazandı. Üçüncü tur için korta çıkan bir başka isim Juan Carlos Ferrero da beş set süren maçta, Stefan Koubek’i 4-6, 7-5, 5-7, 7-6 ve 8-6′yla geçti. Bayanlardaysa Amelie Mauresmo, Jelena Kostanic’i 6-2 ve 6-3′lük setlerle mağlup ederken ikinci tura çıkan bir diğer isim de Jennifer Capriati oldu. (Spor Servisi)



Mossad, Kürtlerin Ortadoğu çapında istihbarat sağlama ve istikrarsızlık yaratma, dolayısıyla İsrail’in çıkarlarına hizmet etme gücünün farkına 1950′lerin sonunda vardı.

Özellikle Irak’ta bir başlayıp bir biten Kürt isyanları, İsrail’in bölgeye ilişkin ‘büyük resim’ine cuk oturuyordu.

İlk adım 1958′de atıldı; İsrail, Bağdat hükümetine karşı mücadelelerini canlandırabilmeleri için Kuzey Irak’taki Kürtleri İran Şahı’yla işbirliği içinde yavaş yavaş silahlandırıp eğitmeye başladı. 1963′te yardımın boyutları artırıldı, o tarihe kadar bölgeye ara sıra silah sevkıyatı yapılır ve birkaç kişilik bir istihbarat birimi bulundurulurken o tarihten sonra bölge silaha boğuldu ve askeri danışmanların da ardı arkası kesilmedi. Tüm bunlar İran üzerinden gerçekleştiriliyordu.

Tahran’da İsraillilerle Kürt politikacılar arasında toplantılar yapılıyordu. Bu toplantılardan birinde alınan bir karar doğrultusunda 1965′te İsrailli askeri eğitmenler Kürdistan dağlarında Kürt subayları için ilk kursu düzenledi. İsrail ayrıca Kürtlere ayda 50 bin dolar veriyordu. Molla Mustafa Barzani 1967 ve 1973′te İsrail’i ziyaret etti.

1975′te İran, Irak’la arasını düzeltince İsrail’in Kürtlere her türlü yardımı kesildi. Bu, Kürt isyanının sonu demekti, çünkü tüm İsrail yardımı İran üzerinden yapılıyordu.

Mossad tarafından terk edilmiş olsalar da Kürtler İsrail’le sınırlı işbirliğini sürdürdü, özellikle de İran-Irak Savaşı sırasında. Körfez Savaşı’nda Irak Scud’ları İsrail’i vurmaya başlayınca İsrail’le Kürtlerin ilişkileri yeniden canlandı…

Yukarıda yazılanlar sır değil. Tamamı, nice ayrıntıyla beraber Mossad konulu bazı kitaplarda (*) kolaylıkla bulunabilir.

İsrail’in Kuzey Iraklı Kürtlerle ilişkisine jeopolitik olarak bakılırsa bu ilişkinin arkasındaki mantığı çözmek hiç de zor değil: Ortadoğu’nun göbeğinde, daha da önemlisi İsrail’in halihazırdaki baş düşmanları İran, Suriye ve Irak’ın yanı başında Arap olmayan bir varlığın bulunması ve güçlendirilmesi elbette İsrail’in işine gelir. Meseleye Kuzey Iraklı Kürtler açısından bakıldığında da, arkasındaki siyasi hesap ne olursa olsun, İsrail’in cömert yardımlarını ve desteğini reddetmeleri için hiçbir neden yok. Ne geçmişte, ne günümüzde.

Bakın Mesud Barzani çarşamba günü Yeni Şafak’ta çıkan söyleşisinde ne demiş: “İsrail bir gerçektir, bir millettir ve bir devlettir. İsrail ile Arap devletlerinin ilişkisi var. Biz Araplardan daha Arap olamayız.”

Dolayısıyla, Baas rejimi ülkenin tek hâkimiyken kurulup yürütülmüş, zaman içinde yoğunluğunu kaybetse de korunmuş bu bağlantının, Kuzey Irak’ın Baas rejiminin denetiminden tamamen çıktığı Körfez Savaşı’ndan sonra canlandırılmasında; Irak’ın işgalinden sonra da iyice pekiştirilmesinde şaşacak bir durum yok.

50 yıllık bir ilişki, değişen koşullara uyarlanarak, ama üç aşağı beş yukarı aynı jeostratejik temelde sürüp gidiyor.

Seymour Hersh’ün New Yorker’ın son sayısında çıkan araştırması, İsrail’in Kürtlerle ilişkisinin Irak’ın işgaliyle sonuçlanan süreçte geldiği noktayı aydınlatması açısından önemli. İsrail’in söz konusu araştırmada yer alan faaliyetlerinin başta Türk istihbaratı olmak üzere, bölgede at oynatan tüm yabancı ülke istihbaratçılarınca bilindiği zaten Hersh’ün araştırmasında da belirtiliyor…

(*) Viktor Ostrovsky, The Other Side of Deception; Ian Black ve Benny Morris, Israel’s Secret Wars; Dan Raviv ve Yossi Melman, Every Spy a Prince; Benjamin Beit-Hallahmi, The Israeli Connection.