


Archive for Şubat 6th, 2009
Bugünün Meclis çoğunluğu, geçmişte gündemde bazen aylarca yer edinmiş büyük siyasi-mali skandalları soruşturuyor, aralarında eski başbakanlardan Mesut Yılmaz’ın da bulunduğu pek çok bakanlık yapmış siyasetçiyi yargılanmak üzere Yüce Divan’a sevk ediyor.
Örneğin, benim bundan altı yıl önce fazlasıyla meşgul olduğum, sonunda bir hükümetin yolsuzluk nedeniyle gensoruyla düşmesine neden olan Türkbank skandalı konusunda önceki gün Meclis, Mesut Yılmaz ve dönemin Hazineden Sorumlu Devlet Bakanı Güneş Taner’i yargılanmak üzere Yüce Divan’a sevk etti.
Konu yargıya intikal ettiği için artık olayın detayları hakkında yorum yapmak doğru olmaz.
O yüzden, skandalın ayrıntılarına ve Meclis Soruşturma Komisyonu’nun yeni bulgularına burada değinmeyeceğim. Zaten esas konumuz, bu tekil (üniter değil, tekil!) skandal değil, demokratik hesap sorma mekanizmaları.
Şunu kabul etmeliyiz: Görevdeki bir hükümete kendi görev süresi içinde yöneltilen suçlamaları, o suçlamalar ne kadar ciddi olursa olsun, soruşturmanın ve varsa sorumlu görülenleri yargı önüne çıkarmanın bir yolu yok. Hatta çoğu zaman, o suçlanan başbakan veya bakanları görev süresi bittikten sonra da yargı önüne çıkaramıyoruz. Son örnek olan Mesut Yılmaz ve Güneş Taner, olay tarihinden 6 yıl sonra yargılanabilecek mesela. Altı koca yıl…
Anayasamız ‘kuvvetler ayrılığı’ prensibini öngörmüş olmasına rağmen, aynı Anayasa hükümetlerin Meclis tarafından onaylanması gereğini emrettiği için, biz fiilen ‘kuvvetler birliği’ ile yönetiliyoruz: Yasama ve yürütme tek elde toplanıyor.
İşte bu yüzden görevdeki bakan ve başbakanları bırakın yargılamayı soruşturamıyoruz bile.
Demokrasinin ayırt edici özelliklerinden biri de, bu rejimin hesap verebilir bir rejim olmasıdır. Bu hesap genel seçimlerde siyasi olarak verilir, her yıl bütçenin ibrasında mali olarak verilir. Ama maalesef adli olarak verilemez. (Mali hesap verme de fiilen, oluşan kuvvetler birliği yüzünden, mümkün değildir zaten.)
Geçmişte aklama-paklama diye bilinen olaylar yüzünden demokrasimizin hesap soramama halinin dibine vurduğunu hepimiz çok iyi hatırlıyoruz.
Eğer demokrasi aynı zamanda hesap veren rejimin adıysa, bu anlamda, yani bizdeki demokrasi hesap soramadığı için, rejimimiz yaralı ya da eksikli sayılmalı.
Peki acaba rejimimizin bu eksiklerini nasıl giderebiliriz? Yıllardır konuşulan ve önerilen iki yol var kabaca.
Birinci yol, milletvekili dokunulmazlıklarını ve bu arada başbakan ve bakanların yargılanma usullerini değiştirmek.
Bu elbette bir çözüm ama ‘adli denetim’ için bir çözüm.
İkinci yol, kuvvetler ayrılığını gerçekten hayata geçirecek tarzda anayasal değişikliklere gitmek, yani ‘Başkanlık sistemi’ diye adlandırılan sisteme geçip yürütme ile yasamanın bağını kopartmak ve bu arada elbette dokunulmazlıkları da kaldırmak ya da sınırlamak.
Açıkçası ben ikinci yolu tercih ediyorum.
Bu tercihimi de yıllardır yazıyorum, her fırsatta dile getiriyorum.
Başka hiçbir şey için değilse bile demokrasimizin hesap sorabilir hale gelebilmesi için bence başkanlık sistemine ihtiyacımız var.
Şub
6
İsrail Başbakan Yardımcısı Ehud Olmert, gerilen ikili ilişkileri yumuşatmak için Ankara’da. Ancak Olmert, Başbakan Erdoğan’dan randevu alamadı
RADİKAL – İSTANBUL – The Marmara Oteli’ne iki yıl önce silahla girerek 13 kişiyi rehin alan Mustafa Yıldırım, 36 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı. Beyoğlu 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dünkü duruşmada Yıldırım, hürriyeti tahdit suçundan 13 mağdur için ayrı ayrı 3 yıl 4′er ay ağır hapis ve 242 milyon 336 bin lira ağır para cezasına çarptırıldı. Mahkeme Yıldırım’ı vahim nitelikte silah bulundurmaktan 6 yıl 3 ay, meskûn mahalde ateş etmekten de 1 yıl 8 ay ağır hapis cezasına mahkûm etti. Toplam 36 yıl ağır hapis cezası alan Yıldırım’ı mahkeme 3 milyar 604 milyon 748 bin lira da ağır para cezasına çarptırdı. Yıldırım’ın tutuksuz yargılanan kardeşi İsa Yıldırım ise beraat etti.

