Archive for Şubat 14th, 2009

Sarı-Lacivertliler Almanya’daki ilk hazırlık maçında Mannheim’ı 5-0 gibi farklı bir skorla mağlup etti. Fenerbahçe’nin golleri Tuncay Şanlı, Murat Hacıoğlu, Önder, Semih ve Aurelio’dan geldi
MANNHEIM – Almanya’da yeni sezon hazırlıklarını sürdüren Fenerbahçe, ilk özel maçında Mannheim’ı 5-0 yendi. Gurbetçi taraftarlar maça yoğun ilgi gösterirken, karşılaşma boyunca Sarı-Lacivertli takıma destek verdi.

Son şampiyon, izinli olan yeni transfer Alex ve Van Hooijdonk’tan yoksun çıktığı maçta üstün oynadı. Kalede Volkan görev yaparken, defansta Luciano, Ümit Özat, ileri uçta Serhat, Tuncay Şanlı, Marcio Nobre gibi geçen sezonun değişmez isimleri oynadı. Brezilyalı Fabiano da ilk onbirde forma giydi. Sarı-Lacivertliler ilk dakikalarda özellikle gol yollarında sıkıntı yaşadı. Tuncay ve Murat Hacıoğlu’nun birer golü ofsayt gerekçesiyle sayılmadı. 18′de Nobre sakatlanınca yerini Diyarbakırspor’dan transfer edilen golcü oyuncu Murat Hacıoğlu’na bıraktı. 37′de Murat Hacıoğlu’nun pasıyla buluşan Tuncay ceza sahasına indi ve düzgün bir vuruşla takımını 1-0 öne geçirdi. 45′de takımın tecrübeli kaptanı Ümit Özat’ın uzun pasını iyi takip eden Murat Hacıoğlu topla ceza alanına girdi ve sol çaprazdan şık bir vuruşla farkı ikiye çıkardı: 2-0.

Devre arasında kaleci Volkan ile bir gurbetçi taraftar arasında gerginlik yaşandı. Sahaya giren taraftar bir süre genç file bekçisiyle, ardından da Tuncay Şanlı ile tartıştı. Taraflar arasında itişmeler yaşanırken, araya giren özel güvenlik görevlileri taraftarı saha dışına çıkardı. Aynı gerginlik karşılaşma sonunda bir kez daha yaşandı.



2004 yılının ilk çeyrek gayrisafi milli hasıla (GSMH) büyümesi yüzde 12.4 çıktı. GSMH ile gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYİH) arasındaki farka işaret edeyim önce. GSYİH’ye dış âlemden gelen işçi gelirleri, faizler, kârlar gibi faktör gelirlerini ekleyip bundan dış âleme ödenen faktör ödemelerini düşerseniz GSMH’ye ulaşırsınız. GSYİH, ülke içinde yaratılan değeri hesaba katarken, GSMH Türkiye’de yerleşik olanların ülke dışında elde ettikleri faktör gelirlerini de hesaba katmaktadır.

Şimdi gelelim 2004 yılının ilk çeyreğinin dökümüne. Burada ele alacağım rakamlar hep 1987 yılı üretici fiyatlarıyla ifade ediliyor. Yani sabitlenmiş fiyatları esas alarak reel büyümeyi ortaya koymaya çalışıyorum. Rakamların küçüklüğü sizi şaşırtmasın, dediğim gibi 1987 fiyatlarıyla sabitlenmiş, yani enflasyondan arındırılmış rakamlar bunlar.

2004 yılının ilk çeyreğinde tarım kesminde 1.1 katrilyon liralık üretim gerçekleşmiş bulunuyor. 2003 yılının ilk çeyreğindeki tarımsal üretim ise 1.2 katrilyon lira tutarında idi. Bu durumda geçen yılın aynı dönemine tarımsal üretimde yüzde 7.5 oranında bir düşüş yaşanmış durumda. Yani tarım kesimi büyümemiş, daralmış.

2004′ün ilk çeyreğinde sanayi kesiminde 9.2 katrilyon liralık üretim yapılmış. 2003 yılının aynı döneminde sanayi üretiminin değeri ise

8.4 katrilyon lira idi. Buna göre sanayi üretimimiz 2003 yılının aynı dönemine göre yüzde 10.3 artmış. Sanayi kesiminde en yüksek artış da en önemli sanayi alt dalı olan imalat sanayisinde ortaya çıkmış (yüzde 11.3.)

İnşaat sanayisinde 2004′ün ilk çeyreğindeki üretim 852 trilyon lira. Bu tutar geçen yılın ilk çeyreğinde 827 trilyon lira idi. Burada da yüzde 2.9′luk bir büyüme var. Bu oran küçük görülmemeli, çünkü geçen yıl 2002′nin ilk çeyreğine göre yüzde 13.8 oranında düşüş vardı. Yani inşaat sanayisi krizden bu yana ilk kez üretim artışına girmiş bulunuyor. İnşaat deyip de geçmeyin. İnşaat artarsa, demir, çelik, seramik, çimento, kum, çakıl, kiremit, pencere, cam üretimi artacak demektir.

2004 yılının ilk çeyreğindeki en çarpıcı üretim artışı ticaret kesiminden geliyor. Bu kesimin üretimi 6.5 katrilyon lira olarak gerçekleşmiş. Geçen yılın aynı döneminde ticaret kesimindeki üretim 5.6 katrilyon lira imiş. Yani bu yılın ilk çeyreğinde ticaret kesimi üretiminde yüzde 16.3 oranında artış var.

Ticaretin dışındaki hizmet kesimlerinin hepsinde (ulaştırma-haberleşme, mali kuruluşlar, konut sahipliği, serbest meslek ve hizmetler vb.) ufak, tefek üretim artışları var. İthalattan alınan vergiler de GSYİH’nin hesaplanmasına dahil edildiği için bu tutarı da belirtmemiz gerekiyor. İthalat vergileri tutarı 2004′ün ilk çeyreğinde 2.3 katrilyon lira olarak gerçekleşmiş. Aynı tutar 2003′ün ilk çeyreğinde 1.7 katrilyon lira idi. Artış oranı yüzde 33.8 gibi büyük bir oran.

Buraya kadar anlattıklarımızı toparlarsak, 2004 yılının ilk çeyreğinde, 1987 yılı fiyatlarıyla ve üretici fiyatlarıyla, 27.7 katrilyon liralık üretim yapmışız. Buna GSYİH adı veriliyor. Geçen yılın ilk çeyreğinde GSYİH’mız 25.2 katrilyon liraymış. Yani bu yılın ilk çeyreğinde GSYİH’miz geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 10.1 oranında büyüme göstermiş. Yukarıda değindiğim gibi buna dış âlemden elde ettiğimiz işçi gelirlerini, faizleri ve kârları ekleyip, dış âleme ödediğimiz aynı kalemlerin değerlerini düşersek GSMH’yi buluyoruz. 2004 yılının ilk çeyreğinde

yurtdışından 1.2 katrilyon liralık faktör geliri elde etmiş olmamıza karşılık dışarıya 1.6 katrilyon liralık faktör ödemesi yapmışız. Yani net

bazda biz dışarıya 401 trilyon lira faktör geliri ödemişiz. Bunu GSYİH’ye eklersek 2004′ün ilk çeyreğinde GSMH’mizi 27.3 katrilyon lira

olarak buluyoruz. Geçen yılın ilk çeyreğinde bu tutar 24.3 katrilyon lira olduğuna göre 2004′ün ilk çeyreğinde GSMH’miz geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 12.4 büyümüş. Geçen yılın ilk çeyreğinin önceki yılın ilk çeyreğine göre büyüme oranı ise yüzde 7.4 idi.

Bu açıklamalardan giderek kamuoyunda tartışılan bazı konuları değerlendirmeye çalışalım: (1) Sanayi kesiminde yüzde 10.3 büyüme gerçekleşmişken büyüme olmadığı ya da üretmeden tükettiğimiz iddiası neye dayanıyor anlamak mümkün değil. Biri bir yalan söylüyor, herkes abone oluyor. (2) Tıpkı sanayide üretim olmadığı söylemi gibi ticarette durgunluk olduğu söylemlerinin nereden kaynaklandığını anlamak mümkün değil. Ticaret almış başını gidiyor.

(3) Büyümenin ithalat ağırlıklı olduğu söyleminin ardında ne yattığını tam olarak anlamak mümkün değil. İthalat vergisinde yüzde 33.8′lik büyük bir artış var. Ne var ki ithalat vergisinin toplam GSYİH’deki payı yüzde 8. Yani konuştuğumuz şey yüzde 8′lik bir payın yüzde 33.8 artması. Buna bakarak, sanayideki ve hizmetlerdeki büyümeyi göz ardı etmek ve büyüme ithalattan kaynaklanıyor demek doğru değil. Buna karşılık yatırım malı ve ara madde ithalatının Türkiye’nin sanayi büyümesini hızlandırdığı doğru. Bu tür bir büyüme zararlı değil. Sonuçta o büyümenin ivmesiyle ihracat da artıyor.



Genellikle hava kararmış oluyor, heyecanlı bir ses soyadlarını anons ediyor. Gümbür gümbür, binlercesi adlarını haykırıyor. Doğdukları gün, bugünlerin asla hayal edilemeyeceği anlamlarla koyulmuş adlarını. Dede, amca, dayı, mahallenin en iyi abisi adlarını. Marşlar, meşaleler, ‘ateş böcükleri’, alkış kıyamet tünelin ucundan çıkıyorlar. Dört bir tarafı selamlayıp yan yana diziliyor, Türkiye ve Almanya’da okula gidenler çok tanıdık hazrolda, dost ve kardeş ülke Brezilya ve Hollandalılar da özel bir saygılı duruşa geçiyor ve ulusal marş söyleniyor. Sonra birbirlerine sarılıp galibiyet yemini ediyorlar (O sırada içlerinden birini gülme tutar da, diğerlerine şikâyet eder mi, hep merak ederim!). Yemini unuturlar ya da yeterince ciddiye almazlarsa, tribünlerde yürekler ağza geleceği için bu törenin önemini biliyorlar. Çünkü tribünlerdeki dost canavarlar ve canavar dostlar bir mimiği, bir jesti asla kaçırmaz. Yüzler beyaz mı, yoksa renk yerinde mi, her bir detaya bakarlar. Ve maç başlar!

Güven veren abi, kaptan, kral, prensler bir-iki saniyelik yanlış zamanlamanın "Başa geldi olmaz işler" söyleteceğinin hep farkında olmak zorundadırlar. Ve canımız delikanlılar, gözümüzün nurları, başımızın taçları, zırhımızla korunamazlar senede bir gün!

O gün ‘iğne’ olurlar! Hadi fotoğrafları hatırlayalım! Kalede bir dev, Volkan, durduğu yeri titretecek kadar heybetli. O koca Volkan Voltran yüzünü buruşturmuş, ağladı, ağlayacak. Benim biricik Memo Yozgatlım, hani Konya maçında rakip oyuncu güvenlik güçlerinin verdiği güvenle FB kalesine doğru giderken, birdenbire vıjjjjjjjjjjjt diye kayıp, topu çalıp gol yapan, bizlere de "Valla istesek dağları da deler" dedirten Memo Yozgatlı iğne korkusundan fenalık geçirmiş. Hayır işe yarasa hepsinden önce uzatacağım kolumu ve arkamdan binlerce gönüllü gelecek de, vekâleten sağlık kontrolü olmuyor.

Hafta sonlarımızın, hafta içlerimizin, sezonun, yılın, mutluluk ya da hüzün belirleyicileri iğneden çok korkmuşlar! Ve bize de hay allah dedirtip, gerçek ‘yaş’ larını hatırlatmışlar. Onlar aslen "Serhat, oğlum, yumurtanı bitirmemişsin!, Tuncay yaramaz, gene ders kitabının içine Red Kit koymuşsun!, Semih sesin kalınlaştı diye büyüdün sanma, içine atlet giy, soğuklarda hastalanma" yaşındalar. Gerçi iğneden kim korkmaz Bülent Korkmaz? Acaba Oğuz bey de korkmuş muydu? Açık verdiğimi sanmıyorum, gülümseyerek dayanmıştır.

Ya Mahmut Hanefi? Gözündeki yaşlara dayanamam. Cehennemde yansın bu dilim, bir daha söylenirsem, söyletirsem! Her telefona seeen baaaak, her kafaya seeen çık!

Bitmiyor ki isteklerimiz, bizim kadar aşkla dolmalarını, şarkılar bilmelerini, kapris yapma niyetimiz olmasa da öyleymiş gibi yaptığımız durumlarda anlamalarını, arada kendimizi kaybettiğimizde hemen unutmalarını, çünkü çıkarsız seven tarafın sevilenlere bazı bedelleri ödetmeyi canlarının çok istediğini, ve bedelin iki çalım, bir samimiyetle forma öpme, işini çok ciddiye almaktan ibaret olacağını bilmelerini istiyoruz.

Büyük görünüyorlar, havalı, efe efe, kararlı.

Ama çok gençler, iğneden canları acıyor!