Archive for Şubat 15th, 2009



AA – ANKARA – Gayrisafi milli hasılada (GSMH) yılın ilk üç ayında yaşanan yüzde 12.4′lük büyüme, yıl sonu büyüme beklentilerini yükseltti. Ekonomi yönetimi, üçüncü ve dördüncü üç aylık dönemde ciddi daralma yaşanmaması durumunda büyümenin asgari yüzde 7′yi bulabileceği görüşünü taşıyor.

Bu arada yılın ilk çeyreğindeki yüzde 10.1′lik gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYİH) büyümesi, ağırlıkla özel tüketim ve özel sabit sermaye yatırımlarından kaynaklandı. İlk çeyrekteki büyümede toplam tüketimin katkısı 7.5 puan olurken, özel tüketimin katkısı 7.4, kamu tüketimin katkısı ise yüzde 0.2 olarak hesaplandı.

Sabit sermaye yatırımlarının GSYİH’ye toplamda katkısı 8.6 puanı bulurken, özel kesim sabit sermaye yatırımlarının katkısı yüzde 8.8 oldu, kamunun katkısı ise eksi 0.2 olarak gerçekleşti. Yüzde 10.1′lik GSYİH büyümesinin 3.1 puanı stok değişiminden, 4.4 puanı da ihracattan geldi. İthalatın GSYİH büyümesindeki etkisi eksi 13.7 puan olarak tespit edildi.



Ölçüt Kopenhag Kriterleri olacaksa Türkiye, AB’nin değerlerini yakalamak bir yana, bunların fersah fersah ötesine geçmiş durumda
Daha beş ay var, ama alınacak karar daha şimdiden AB’yi kara kara düşündürüyor: Türkiye. Aralık ayında, 41 yıldır verdikleri kaçamak sözlerden sonra, AB liderleri Ankara’nın birliğe katılma müzakerelerine başlayıp başlayamayacağına karar vermek zorunda. Avrupa projesinin var olduğu yarım yüzyıla yakın sürede, bundan daha önemli ve kader belirleyici bir stratejik karar nadiren görülmüştü. Bu yüzden, doğru kararı almaya mecburlar.

Atatürk’ün Osmanlı İmparatorluğu’nun enkazından canlandırdığı cumhuriyet, 1963′teki üyelik başvurusundan beri Avrupa’nın bekleme odasında bulunuyor. 1999 Helsinki AB zirvesinde resmen aday olarak tanındı. Kulübe girecekse, ki 2015′ten önce beklenmiyor, bu yeni ve büyük üye ülkenin hazmı gerçekten zor olacak: çok kalabalık, fakir ve ağırlıklı olarak Müslüman. Gerçekçi bir iş mi bu?

AB’nin mayıs ayındaki en büyük genişlemesini yeni yeni sindirmeye başlamış Avrupalı liderler, Türkiye tartışmasına da pek iyi gözle bakmıyor. Bu isteksizlik ve altında yatan karamsarlık hem yersiz hem de haksız, zira AB’nin en azından kendisine güvenmesi gerekiyor.