


Archive for Şubat 16th, 2009
Şub
16
İSTANBUL – Beşiktaş, Norveçli santrfor John Carew ile bir yılı opsiyonlu dört yıllık sözleşme imzaladı. Asbaşkan Kıvanç Oktay, Norveçli oyuncuya yıllık 1 milyon 600 bin, kulübü Valencia’ya da 3.5 milyon euro ödeneceğini söyledi. Oktay yapacakları son yabancı transferi için teknik direktör Bosque’nin görüşünü beklediklerini belirtti. Oktay, listelerinde 4-5 alternatifin olduğunu kaydederek, "Hem orta saha, hem de sol kanat için görüştüğümüz futbolcular var. Hocamız kararını verdikten sonra, bu transferi gerçekleştireceğiz" dedi.
Carew ise Beşiktaş’ın büyük hedefleri olduğunu vurgulayarak, "Böyle bir takım ve böyle bir teknik direktörle birlikte olacağım için mutluyum" dedi. İmza töreni sonrası 23 numaralı formasıyla poz veren Carew, ardından Beşiktaş bayrağını öptü. Norveç Milli Takımı’nın 25 yaşındaki santrforu, geçen sezon Roma’da kiralık olarak forma giymişti. (Spor Servisi)
Türk Telekom, 1 milyon 352 bin aboneden alacağını tahsil etmek için masaya oturmaya hazırlanıyor. Hazırlanan formüllerden birinin ‘anaparanın üç taksitte alınması’ olduğu belirtiliyor
Şub
16
Türkiye, gerek AB perspektifinden gerekse NATO üyeliğinden bölgesindeki sorunların çözümünde oynayabileceği rolü güçlendirmek amacıyla da yararlanmak istiyor
Lübnan Dışişleri Bakanı Jean Obeid ile Lübnan’a resmi ziyarette bulunan misafiri Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül arasındaki görüşmede ağırlıklı konu İsrail’di. Obeid bilinen tutumların tekrarıyla yetinmedi ve Erdoğan hükümetinin dış politikasındaki dönüşümün derinlik boyutuna değinen ifadeler kullandı.
Bu dönüşüm, Ankara’nın gerek Arap dünyasına yaptığı açılımcı ziyaretlerle gerekse de İKÖ Genel Sekreterlik makamıyla onurlandırılmasıyla kendini belli etmişti.
1983 yılından bu yana hiçbir Türk dışişleri bakanı Lübnan’ı ziyaret etmemiş. 1983′ten yakın zamana kadar Türkiye-İsrail ilişkileri askeri ve ortak savunma alanlarında ittifak düzeyine çıktı. Arap-İsrail anlaşmazlığı sürecinde bu ikili eksen önemli ve tehlikeliydi. İsrail’i çevreleyen ülkeler özellikle de Suriye ve Lübnan tarafından binbir hesap yapıldı ve karşılık olarak Ankara hükümetine düşmanlık besleyen gizli bazı Ermeni ve
Kürt örgütlere hareket sahası verildi.
Gül’ün Beyrut ziyareti, İsrail politikalarına yönelik genel Türk tutumunda değişen ve çeşitlenen işaretler taşımakta. Her ne kadar Türkiye ile İsrail arasında imzalanan anlaşmalar hâlâ yürürlükte bulunsa da…
Gül, Ankara’nın, Hamas’ın ruhani lideri Şeyh Ahmet Yasin suikastını kınadığını, Erdoğan’ın, Türkiye ziyaretine defalarca hazır olduğunu belli eden Ariel Şaron’a randevu vermediğini, AKP’nin iktidara gelişinden bu yana bu zamana kadarki İsrail politikasına karşı tutum sergilemekte tereddüt etmediğini hatırlattı.
Aslında Obeid’in Türk meslektaşıyla birlikte üzerinde durduğu sorgulama şu eksen üzerindeydi: Bu dönüşümün tercüme edilmesinin, genelleştirip etkin kılınmasının yolu nedir? Dahası bu dönüşümden nasıl istifade edilebilir ve ikili ilişkilerden başlayıp sadece İsrail’e komşu ülkeler değil Irak’a komşu ülkelerin ve Büyük Ortadoğu ülkelerinin başına gelecek müşterek sorunlar düzeyine çıkarılacak somut adımlar nasıl atılabilir?
Ziyareti takip eden uzmanlar Arap ve İslam dünyasına yönelik Türk açılımının hükümetin AKP’yi iktidara taşıyan genel seçimlerden bu yana izlemeyi kararlaştırdığı siyaset kapsamına girdiğini ifade ediyor.
Bu siyaset üç temel esas üzerine kurulu:
1 – Geçmiş yıllar boyunca Türkiye’ye komşu ülkelerle, özellikle de Araplarla ilişkilerin üzerindeki lekelerin temizlenmesi.
2 – Kurallı ve ilkeli hareket etmek (Türkiye-İsrail ilişkileri de bu kapsamda).
3 – Türkiye’nin geçmiş yıllarda izlenen tuzakçı politikaların yerine komşu ülkelerle ortak çıkarlarına hizmet edecek yol ve yöntemleri bulması.
Bu politikanın pratik tercümesine öncelikle her devletin özelliklerinin, ilgi alanlarının, karşılaştığı sorunların ve bu sorunların nasıl aşılabileceğinin bilinmesi veya ikili işbirliği düzeyine ulaşmak için doğru yönde çalışılmasıyla başlanmalı. Türkiye’yi özellikle şu şartlarda ilgilendiren -bir Türk kaynağın ifadelerine göre şu üç hedefi gerçekleştirmek:
1 – İmkânlar dahilinde yeniliklerin takibi için İslam Konferansı ülkeleri düzeyindeki diyaloğun etkinleştirilmesi.
2 – Türkiye AB’ye girmeyi istiyor ve sorun izlenmesi gereken modernleşme adımlarıyla sınırlı değil. Gelecek yılın başında başlayacak ciddi müzakerelere veya uygulamalara demokrasi ve insan haklarını etkinleştirerek ve güçlendirerek girilmesi gerekmekte. Kendisi açısından sorun, üyelikteki yerini alması durumunda beklemesi gereken rolün sınırı, Müslümanlığı ile laikliği ve çevresine yönelik yükümlülükleri arasında uyum kurabilme boyutu. Türk kaynak ekliyor: "Bizim arzumuz geniş Avrupa Birliği’nin şu an 25 olan üye sayısında bir rakam olmak değil sadece. Aynı zamanda toplumumuzun özelliklerini, rolümüzü, bölgesel ve uluslararası yükümlülüklerimizi inkâr etmeksizin bu yeni sahayla etkileşim kurmak."
3 – Türkiye’nin özellikle de son NATO zirvesine ev sahipliği yapması ardından uğruna çabaladığı üçüncü hedef, Ankara’nın NATO’nun ileride genel sekreterliğinin merkezi olması değil sadece. Aynı zamanda paktın bölge sorunlarına, bölge halklarının ve ülkelerinin haklarına yönelik izlediği politikalar üzerindeki olumsuzlukları azaltacak şekilde coğrafi ve tarihi çerçevesi içinde oynayacağı role doğru adım atmak.
Gül’ün Lübnan’da gerçekleştirdiği görüşmeler turunun hızlı özetinin şu şekilde yapılması mümkün: Beyrut’un Türkiye-Suriye-Lübnan açılımının
güçlenmesinde önemli rolü var. Ayrıca Lübnan’ın medeniyetler ve kültürler diyaloğuyla terörle savaşta esaslı rolü bulunmakta. Bu sahada Lübnan örnek, model ve bir tecrübe. Ve Lübnan’ın rolü ekim ayında
İstanbul’un ev sahipliğini yapacağı medeniyetlerin armonisi forumu ikinci toplantısında beklemekte kendisini.
(Lübnan’da yayımlanan Sefir gazetesi, başyazar, 6 Temmuz 2004)

