


Archive for Şubat 18th, 2009
Şub
18
DHA – SAKARYA – Boğulma tehlikesi geçiren çocuklarını kurtarmak isteyen üç kadın, kurtarmak istedikleri çocukla birlikte boğuldu. Karasu’nun İhsaniye Köyü’nde 37 yaşındaki Emine Keskin, 70 yaşındaki Şükriye Keskin ile 40 yaşındaki Zekiye Vural, 13 yaşındaki Büşra Vural ve altı yaşındaki Fatih Vural ile birlikte denize gitti. Büşra ve Fatih Vural dalgalara kapılınca kadınlar hemen denize koştu. Ancak yüzme bilmeyen üç kadın ile altı yaşındaki Fatih Vural boğularak can verdi. Büşra, çevreden yetişenlerce kurtarıldı.
Şub
18
Akaryakıt istasyonu sahiplerinin ‘2 cent kavgası’ sonuç aldı. Çözüm için Başbakan Erdoğan’la görüşen akaryakıt bayilerinin kâr payları, ağustosta 1 cent, ekim ayında ise 0.5 cent artacak
Şub
18
Geçen gün Türkiye’nin normalleşme sürecine girdiğini yazmıştım. Türkiye’de işler iyi gidiyor diye sevinmeye gelmez. İyimser kehanetlerde bulunacak olursanız, yaya kalırsınız. Tersini yapar, karamsar bir gelecek resmi çizerseniz, tarih sizi doğrular. Hele ‘demokrasi’ gibi değerlere düşkünseniz, ülkenizde bu alanda bir gelişme özlüyorsanız, kolay kolay
yüzünüzün gülmeyeceği bir hayat tarzına kendinizi alıştırın.
Ben de ‘normalleşme’ falan dedikten hemen sonra, ‘Dur bakalım. Bu işler o kadar kolay değil!’ dedirtecek olaylar hemen sökün etti. Cumhurbaşkanı’nın ‘yerel yönetim’ yasa tasarısını Meclis’e geri göndermesi bunun önemli örneği.
Demokrasiye karşı refleks halinde tepki göstermek, Türkiye’de herkesten çok askeri bürokraside görmeye alıştığımız bir davranıştır. Ama sivil bürokrasinin de geri kalır bir yanı olmadığını anlamamız ve kabul etmemiz gerekiyor.
Şu anda olayın ayrıntılarını çok iyi bilmiyoruz -en azından ben bilmiyorum.
Özellikle neler, hangi gerekçelerle reddetmiş? Ama gazetede birkaç şey okudum: ‘Yerinden yönetim’in geleneksel devlet yönetimiyle çelişeceği gibi veya bu yerel özerkleşmenin valilerin bazı yetkilerinin kısıtlanmasına yol açacağı tarzında endişeler. İtirazların ruhunu bunlar oluşturuyorsa, Kemalist bürokrasinin yerel özerklik karşısındaki klasik korkusu
ile karşı karşıyayız demektir.
Türkiye’de, böyle bir kültürel donanımla donanmış bir toplumda, yerel inisiyatiflerin genişlemesinin ne gibi tehlikeler uyandırabileceğini hepimiz biliyoruz. Özellikle imar alanında neler olabilir, bunun herkes farkında. Ama klasik bürokrasinin kaygılarında bunlardan çok iktidar paylaşma kıskançlığının payı var. Çünkü bütün bu merkezi sistem içinde de yapan yapıyor yapacağını ve merkeziyetçi bürokrasimizin de bunlardan fazla şikâyeti yok. Çevreyi bozan estetik dışı binalardan söz ederken arada bir, sözgelişi, PTT binaları gibi, çeşitli okullar gibi, askeri binalar gibi, örneklere de göz attığımızda kimin daha fazla çevre bozduğuna karar vermek güçleşiyor.
Kaldı ki, dediğim o ‘kültür’, yıllardır yaşadığımız bu otoriter-merkeziyetçi modernizasyonun öz evladı. Betonarme apartmanlaşmayı Türkiye halkı kendi icat etmedi, ‘büyüklerinden’ görüp öğrendi. Hep söylediğimiz şey: demokrasiyle yaşamak, yüzmeyi öğrenmek gibi bir şeydir. Havuzun yanında durup teorik ders dinlemekle olmaz; içine girip yüzeceksin! ‘Yerel yönetimler’ yasası da bunun aracı.
Denetim gerektiğini hepimiz kabul ederiz. Bu kadar yasaklanmış, kendi
işini kendi yapması bu derece engellenmiş bir toplum, üzerinden baskının kalktığını hissedince bu serbestleşmeyi suiistimal de edebilir, sırf deneyim eksikliği yüzünden de yanlış yapabilir. Ama ‘denetim’ bir şeyleri yapmaya başlamaya engel olmak değildir. Denetime bunca meraklı güçler, nerede durup denetleyeceklerini öğrenmeli. Devlet yönetimi denen şeyin bir inceliği varsa, bunları öğrenmekten geçiyor o incelik.
Her şeyi yasaklamaktan değil.
Bir de yeni YÖK başkanımızın başörtüsü demeci ve ‘kamusal alan’ tanımı vardı -kendisine görev veren Cumhurbaşkanı ile aynı anlayışı sergileyen. Bunu daha sonraki yazılara bırakayım. O konunun zaten ele alınması gerekiyor.

