Archive for Şubat 22nd, 2009

TOKYO – Japonya’nın üçüncü büyük bankası Mitsubishi Tokyo ve dördüncü büyük fonu UFJ, dünyanın en büyük bankasını yaratacak birleşme için ön müzakerelere başlıyor. Birleşme halinde oluşacak bankanın aktif varlığı 1.75 trilyon dolarla dünyanın en büyük bankası olacağı belirtiliyor. Birleşme UFJ’nin satın almasıyla gerçekleşecek. Financial Times’ın haberine göre Mitsubishi Tokyo ile, en sorunlu kredi şirketi UFJ’nin birleşmesinde büyük zorluklar yaşanacak. UFJ geçen ay Japonya’nın bankacılık düzenleme kurumunca finansal krize girmemesi için yeniden yapılandırma çalışmasına tabi tutularak disipline edilmişti. (aa, Radikal)



Amerikan Kanser Araştırma Enstitüsü’ne göre günde beş porsiyon sebze ve meyve yenmesi kanser riskini yüzde 20′den fazla azaltıyor.

ABD’nin önde gelen sağlık ve tıp yazarlarından Dr. Maggie Greenwood-Robinson’un kaleme aldığı ‘Kanserle Savaşan Yiyecekler’ adlı kitap tarafından piyasaya sunuldu. Yapılan araştırmaların bütün kanser türlerinin yüzde 70′inin kötü diyetle bağlantılı olduğu, sağlıklı diyet ve beslenmeyle de kansere yakalanma oranının düşürülebileceği vurgulanan kitapta Amerikan Kanser Araştırma Enstitüsü (AICR) ile pek çok bilim adamınca kanser ve beslenme ilişkisi üzerine yapılan araştırmanın sonuçlarına yer veriliyor. AICR’ye göre, günde 5 porsiyon sebze ve yemek yenmesi kanser riskini yüzde 20′den daha fazla düşürüyor. Kitapta, kansere karşı en koruyucu sebze ve meyveler; havuç, soğan, sarımsak, brokoli, yeşil yapraklılar, domates, narenciye ve baklagiller olarak sıralanıyor. Gelecekte kanserle savaş çabalarının ‘mucize haplar’ yerine diyetsel ayarlamalar etrafında döneceği vurgulanan kitapta doymuş ve trans yağların prostat, kolon ve göğüs kanserleriyle ilişkili olduğuna işaret ediliyor. Kitapta beslenmede kırmızı et ve hayvansal yağlarda bulunan doymuş yağlar ile katı margarin ve katı yağlar olarak bilinen trans yağların hücre zarlarına zarar verdiği, bu nedenle de hücreleri istilacılara karşı koruyamadıklarına işaret edilerek beslenmede yağ oranının mutlaka düşürülmesinin önemine değiniliyor. Lifli yiyecek tüketiminin artırılması ve güçlü bir kanser savaşçısı olan C ve E vitaminlerinin bolca alınması önerilen kitapta, “Eğer aktif kalırsanız, sağlıklı bir kiloyu koruyup, sigara içmezseniz ve doğru beslenmeyi sürdürürseniz, kanser riskiniz yüzde 70′e kadar azalır” deniliyor.

Koruyucu yiyecekler

Kitapta yer alan kanser türleri ve buna karşı koruyucu yiyecekler de şöyle:

* Mesane: Sarımsak, yeşil yapraklı sebzeler, soya ürünleri, çay (yeşil ya da siyah), sarı-turuncu sebzeler, yoğurt ve diğer fermente süt ürünleri.

* Göğüs: Yüzde 1 yağlı süt, elma, buğday kepeği, Brezilya fındığı, baklagiller ve fasulyeler, brokoli, Brüksel lahanası, küçük mantarlar, lahana, havuç ve havuç suyu, kiraz, vişne, yağlı balık (somon, ton), keten tohumu, keten tohumu yağı, sarımsak, kök lahana, düşük yağlı süt ürünleri, kabuklu yemişler, kırmızı turp, soya ürünleri, ıspanak, tam tahıllar, sarı-turuncu sebzeler, yoğurt.

* Kolon: Brezilya fındığı, brokoli, Brüksel lahanası, lahana, havuç, karnabahar, sap kereviz, yağlı balıklar, sarımsak, üzüm ve üzüm syu, kara lahana, baklagiller, kıvırcık, düşük yağlı süt ürünleri, kabuklu yemişler, yulaf kepeği, tam tahıllar, yoğurt ve diğer fermente süt ürünleri.

* Yemek borusu: Yeşil çay, domates, domates ürünleri.

* Karaciğer: Sarmısak, yeşil çay.

* Akciğer: Brezilya fındığı, brokoli, Brüksel lahanası, lahana, havuç ve diğer sarı turuncu sebzeler, karnabahar, acı biber, kara lahana, düşük yağlı süt ürünleri (kaymağı alınmış süt hariç), soğan, portakal, ıspanak, diğer yeşil yapraklı sebzeler, domates ve domates ürünleri.

* Yumurtalık: Brokoli, Brüksel lahanası, lahana, karnabahar, kara lahana ve diğer yeşil yapraklı sebzeler, sarı-turuncu sebzeler.

* Pankreas: Baklagil, çay, domates ve domates ürünleri.

* Prostat: Brezilya fındığı, Brüksel lahanası, brokoli, lahana, kanola yağı, karnabahar, kara lahana, az yağlı süt ürünleri, zeytinyağı, fıstık yağı, soya ürünleri, domates ve domates ürünleri.

* Mide: Brokoli, Brüksel lahanası, lahana, bakla, sarımsak, yeşil çay, kara lahana, soğan, portakal ve diğer narenciye meyveleri, domates ve domates ürünleri, tam tahıllar.



Hani neredeyse, "Kızıl komünist Rus devleti kapitalizmi öğrendi, ama sözde kapitalist özel sektör öğrenemedi" diyesim geliyor! Ortada bir garabet var. 1998′de koca ülkeyi yerle yeksan eden krizin üstünden altı yıl geçtikten sonra, ‘Çanlar yeniden Rusya için mi çalıyor’ sorusu gündemde. Ama bu kez kriz ‘devlet’te değil, ‘özel sektör’de.

Bilmem hatırlar mısınız, Ağustos 1998′in ne büyük bir yıkım olduğunu. Hesabı kitabı belli olmayan, ha bire borçlanan, Batı’dan gelen milyarlarca doların iç edilmesine göz yuman devlet, büyük felaketin müsebbibiydi. Rusya battı. Yoksulluğun en beteri, halkın elinde avucunda ne varsa aldı götürdü. Sonra yeni bir dönem başladı. Allah’tan petrol fiyatları jet hızıyla arttı da, Rusya’nın kasası dolmaya başladı. Bir de Yeltsin döneminin ‘kaosu’, yerini Putin’in öyle ya da böyle ‘istikrar’ına bırakınca, Rusya yavaş yavaş belini doğrulttu. Özel sektör de, kriz öncesini aratmayacak bir hızla büyümeye başladı.

Geçen şu kısa sürede ilginç bir tablo çıktı ortaya. Petrolden gelen milyar dolarların doldurduğu devlet kasası var bir yanda (Hafta sonuna 88 milyar dolar rezervle girildi). Ne kadar doğru kullanıldığı tartışılır, ama en azından bu paraların Yeltsin devrindeki kadar çarçur edilmediğini söylemek farz. Ayrıca vergi reformundan devlet maliyesini disipline etmeye kadar, Putin ekibinin doğruları var. Ama fiyatlar, maaşlar, piyasalar son

birkaç yıldır o kadar hızlı yükseliyor ki, işi tıkırında olanlar bile ‘Bir kriz ya da düzeltme yakında mı?’ endişesiyle bakıyor Rusya’ya.

Hal böyle olunca, benim gibi bu işten pek anlamayanların akıl fikir danıştığı uzmanlar diyor ki: "Rusya’da 1998 benzeri bir krizin olması için hiçbir sebep yok. Çünkü devletin kasası dolu. Çünkü petrol fiyatları gayet yüksek. Ve en önemlisi devlet 1998 krizinden ders aldı. Kriz olursa başka bir tarafta olur."

O başka ‘taraf’ neresi? Özel sektör! Durum özetle şöyle: Rusya’nın en ‘hastalıklı uzvu’ olan bankacılık sektörü, tehlikeli bir gidiş içinde. Piyasada 1300 banka var. Bunların en fazla 300′ünün sağlam banka olduğunu, kalanının ‘döviz büfesi’nden öteye geçmeyen ve ‘para aklamak’ta kulla

ılan ‘kanserli hücreler’ olduğunu söylüyor bilirkişiler. Devlet, iş hayatında legalleşmeyi zorlayınca, dikişler atmaya başlıyor.

Son dönemde birkaç bankanın batmasıyla halkta hafif bir panik havası başladı.

Bir başka sıkıntı, Rus özel sektörünün birçok şirketinin, kartopu gibi büyüyen dış borçları. Ve bu borçların ‘üretim’den çok, bir konulup üç alınacağı savunulan çok riskli sektörlerle büyük ölçüde ’safahata’ gittiği yorumları yaygın. Yani Ruslar da bizim gibi ‘üretmeden tüketme’ konusunda pek yetenekli! Şirketlerle başlayan, tüketici kredisi çılgınlığıyla halka kadar inen, ‘borcu’ sanki ‘hibe’ gibi algılayanların kurduğu bir ’saadet zinciri’ne gidiş var.

İşin trajikomik yanı, Rus devletinin yaşananlardan ders çıkarması, ama özel sektörün ve halkın şimdilik ip cambazlığına yatkın görünmesi. Kapitalizmin tüketmekten önce üretmeyi gerektirdiğini, işe ‘vahşi kapitalizm’le başlanan yerlerde millet pek çakmıyor. Ancak başlarına birkaç kriz belası geldikten sonra jeton yavaş yavaş düşüyor.

Rusya’nın geleceği parlak; bundan kimsenin kuşkusu yok. Ama ‘nurlu

ufuklara’ giden yolda arada bir motorun su kaynatması, lastiğin patlaması olacak gibi.