Archive for Mart 7th, 2009

İSTANBUL – ‘İstanbul’ dergisinin yeni sayısı, temmuz ayı ile birlikte iyice artmaya başlayan festivaleri ağırlayan, İstanbul’un sanat yaşamına ayrılmış. ‘İstanbul ve Sanat’ başlıklı dosyayıhazırlayan isim ise kentin verimli küratörlerinden Vasıf Kortun. Dosya, Kortun’un beş sanatçıyla yaptığı sohbetlerle açılıyor. Kortun ‘Yerel İçerikleme Kader midir’ başlığı altında Cevdet Erek ile sanatta ürkeklik konusunu, Can Altay

ile İstanbul’daki Ankaralılar ve sanatçıdaki ‘Açık ufuk korkusu’nu irdeliyor. ‘İstanbul’u Latife Tekin Dili Üzerinden Okumak’ başlığı altında Aydan Murtezaoğlu ile güncel sanat ve İstanbul arasındaki ilişkiyi yorumlayan Vasıf Kortun sonrasında ise Erden Kosova’nın sanatta siyasallık ve muhalefet konularındaki fikirlerini okurla paylaşıyor. Kortun’un Seçil Yersel ile sanatın kente yayılma gücünü konuştuğu dosya sanatın çeşitli dallarında kentle ilişkisini açığa çıkarmayı deneyen yazılarla devam ediyor.

Derginin ‘gündem’ bölümünde ise birçok usülsüzlüğü bünyesinde toplayan, İstanbul’un ortasında bir hukuksuzluk abidesi olarak yükselen Gökkafes var. Korhan Gümüş olayın geçmişini, Derviş Parlak hukuki boyutunu anlatırken Baykan Günay da varlıkbilim açıcısından Gökkafes’i inceliyor. Mete Tapan’ın ‘Gökkafes’e Neden Karşı Olunur?’ ve Zeynep Ahunbay’ın

‘Gökkafes Konusunda Şimdi Eylem Zamanıdır’ başlıklı yazıları yine bu bölümde yer alıyor. (Kültür Sanat)



RADİKAL – ANKARA – Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Seçmen Kütüğü Genel Müdürü Ahmet İleri ile yardımcısı Şadi Tokay hakkında, seçmen kütüklerinde usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla soruşturma başlattı. YSK İleri ve Tokay’ı açığa aldı.

Soruşturmayla sonuçlanan gelişmeler, 28 Mart yerel seçimleriyle ilgili YSK’ya yoğun şikâyet gelmesiyle başladı. Ankara’nın bazı ilçe ve beldeleri,

Kırıkkale ve İstanbul’un Kadıköy ilçesinden gelen şikâyetler YSK tarafından ciddi bulundu. YSK idari ve disiplin soruşturması başlattı, ardından da ‘menfaat iddiaları’ nedeniyle ciddi gördüğü ihbar ve şikâyetleri ilgili başsavcılıklara gönderdi. Başsavcılıkların açtığı soruşturmalar Ankara Başsavcılığı’na yönlendirildi.



CHP Genel Başkan Yardımcısı Cevdet Selvi, İstanbul Milletvekili Kemal Derviş’in, “Biz Başbuğ partisi olmamalıyız” açıklamasıyla Genel Başkan Deniz Baykal’a ve tüm partililere saygısızlık yaptığını savunarak, “Herkes haddini bilmeli, ağzından çıkanı kulağı duymalıdır” dedi. Selvi, “Bu milletvekili eğer CHP’den gitmeyi kafasına koymuşsa, hiçbir milletvekiline yakışmayan üslupla konuşacağına daha dürüst davranmalıdır” diye konuştu.

Selvi, İzmir’de düzenlenen bir toplantıda, “Lider kadrosuyla takım çalışması yapmalı. Tek adam portresi hiç yakışmıyor. Ama sosyal demokratlara hiç yakışmıyor. Biz Başbuğ partisi olmamalıyız” diyen Derviş’e tepkisini dile getirdi. Selvi, ’siyasal yaşamında darbeler gören ve her darbede sivilleşmenin, demokratikleşmenin savunucusu olan ve 15 gün önce yapılan kurultayda güvenoyu alan Baykal’a ‘Başbuğ’ yakıştırmasında bulunmanın vefasızlığın ötesinde saygısızlık’ olduğunu kaydetti. ‘CHP ve Genel Başkanı’na laf söyleyecek herkesin haddini bilmesi’ gerektiğini belirten Selvi, açıklamasında şu görüşlere yer verdi: “Kemal Derviş bu yakıştırmasıyla sadece CHP’nin Genel Başkanı’na değil, CHP’nin gencine, kadınına, taraftarına, üyesine, parti yöneticilerine, milletvekillerine ve Cumhuriyet’i kuran partimizin tarihine de saygısızlık etmiştir. Eğer bu milletvekili CHP’den gitmeyi kafasına koymuşsa, yollarını ayırmayı düşünüyorsa, hiçbir CHP milletvekiline yakışmayan üslupla konuşacağına daha dürüst davranmalıdır.”

Kargaşa yaratmak

Selvi, CHP’nin hiçbir zaman AKP’ye ya da başka partilere benzetilemeyeceğini belirterek, ‘Derviş’in daha önce DSP’den ayrılanlarla kurmaya çalıştıkları partide, DSP’de ve YDH’da yaptıklarını CHP’de yapamayacağını’ belirterek şunları kaydetti: “Bakıyoruz ilgilendiği, sözde katkıda bulunduğu veya gittiği partilerde birbuçuk iki yıl kaldıktan sonra kargaşaya neden oluyor. Sanki gittiği partilerde en fazla iki yıl içinde kargaşa yaratmaya kurgulanmış gibi. Kim tarafından ve nerede söylenmiş olursa olsun, kamuoyunca, partiler içinde kargaşa yaratmaya kurgulanmış gibi algılanan kişilerin CHP’ye zarar verme girişimlerini ve CHP Genel Başkanı hakkında saygısızca yakıştırmalarda bulunmasını kınıyorum.”

Hava değişimi

CHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK) Üyesi İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Özpolat da yaptığı açıklamada Derviş’in ‘önce türban konusunda dahiyane fikirlerini anlattığını, ardından da nezaket ve saygı sınırlarını zorlayan ifadelerle Genel Başkan’a çekil çağrısı yaptığını’ belirtti. Özpolat açıklamasında şu görüşlere yer verdi: “Derviş ülkesinin gerçeklerini pek tanımıyor ama doğrusu ne yaptığını gayet iyi biliyor. Herşeyin bir plan dahilinde yürüdüğünü anlamak için kahin olmaya gerek yok. Hedefte Türkiye Cumhuriyeti’nin temel harcı olan altı oku kırdırmak, CHP’nin laik, çağdaş çizgisini bozmak var. Derviş fikirlerini seslendirmekte özgürdür. Ancak o fikirlerin hiçbiri CHP’nin fikirleri değildir. Tam tersine CHP varlığını bu fikirlerle mücadele üstüne kurmuştur.” CHP çatısı altında Atatürk’e, Cumhuriyet’in kazanımlarına söz söyletmeyeceklerini belirten Özpolat, “CHP’yi yeterli bulmayıp iktidara koşar adım gidenleri çok gördük. Sayın Derviş’in hava değişimi zamanı da gelmiş görünüyor” dedi.



İSTANBUL – ‘Manisa Tarzanı’, ‘Herşeye Rağmen’, ‘Dönersen Islık Çal’ ve ‘Üçüncü Göz’ filmlerinin yönetmeni Orhan Oğuz, yeniden kamera arkasına geçiyor. En son ‘Kayıp Kentin Çocukları’ filmini çeken yönetmen, beş yıllık suskunluğunu bozuyor. Oğuz yeni filmi ‘Büyü’nün çekimlerine pazartesi günü Mardin’de başlayacak. Servet Aksoy ile Şafak Güçlü’nün senaryosunu yazdığı filmde İpek Tuzcuoğlu, Ece Uslu, Özgü Namal, Okan Yalabık, Nihat İleri, Dilek Serbest ve Ebru Ürün rol alacak. Filmin yapımcısı ise Faruk Aksoy.



RADİKAL – LEFKOŞA – KKTC’de azınlık durumuna düşen hükümetin büyük ortağı CTP tarafından verilen erken seçim önergesi Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi’nde dörde karşılık beş oyla reddedildi. CTP’nin önerisine UBP’nin yanı sıra koalisyonun küçük ortağı DP’de ret oyu verdi. DP lideri ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, CTP’nin kendilerine danışmadığı gerekçesiyle ret oyu kullandıklarını söyledi. Önergenin reddedilmesinin ardından gözler, bugün genel kurulda özel gündemle ele alınacak olan UBP’nin güvensizlik

önergesine çevrildi.



RADİKAL – LEFKOŞA – KKTC’de azınlık durumuna düşen hükümetin büyük ortağı CTP tarafından verilen erken seçim önergesi Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi’nde dörde karşılık beş oyla reddedildi. CTP’nin önerisine UBP’nin yanı sıra koalisyonun küçük ortağı DP’de ret oyu verdi. DP lideri ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, CTP’nin kendilerine danışmadığı gerekçesiyle ret oyu kullandıklarını söyledi. Önergenin reddedilmesinin ardından gözler, bugün genel kurulda özel gündemle ele alınacak olan UBP’nin güvensizlik

önergesine çevrildi.



2004 yılı IMF’nin kuruluşuna önderlik eden Bretton Woods Konferansı’nın 60. yıldönümü. İkinci dünya savaşının dumanı henüz tüterken ABD’nin Bretton Woods kentinde 1944 yılında toplanan bir konferansla kuruldu IMF. Yeni dünya finansal ve parasal düzeninin kurulmasını amaçlayan bu konferansa iki plan sunuldu: İlki İngilizlerin ünlü iktisatçısı John Maynard Keynes’in hazırladığı Keynes Planı, ikincisi ABD Hazine Bakanı Henry White’ın hazırladığı White Planı. Birbirine görünüşte fazlasıyla benzeyen bu iki planın temelde önemli bir farklılığı vardı: Keynes Planı, Keynes’in başarısız olarak kabul ettiği piyasaların düzenlenmesinde kamu otoritesinin temel taşı olduğunu varsayıyor ve IMF, Dünya Bankası ve ITO’nun (Uluslararası Ticaret Örgütü) bu amaç doğrultusunda devletlere destek olmasını öngörüyordu. White planı ise piyasalara müdahalenin nihai amacının piyasaların serbestliğinin gerçekleştirilebilmesi tezine dayanıyordu. White Planı’nda ITO gibi bir kurum öngörülmemiş, uluslararası ticaretin konferanslarla düzenlenmesi esas alınmıştı.

Konferans sonucunda White Planı kabul edildi. Böylece IMF, Keynes’in öngördüğü gibi dünya merkez bankalarının merkez bankası rolünü üstlenemedi, ITO kurulamadı, yerine GATT toplantıları organize edildi ve Keynes’in ‘bancor’ adını verdiği uluslararası rezerv o aşamada yürürlüğe konulamadı. (Bancor 1969′da SDR adı altında yürürlüğe girdi ve ITO yerine

de WTO 1995′te kuruldu.)

Kuruluşundaki amaca göre Dünya Bankası, öncelikle savaşta yakılıp yıkılmış olan Avrupa’nın yeniden imarı ve kalkınması için ABD’nin ayırdığı Marshall Fonu’nu yönetecekti. Adının IBRD (Uluslararası Yeniden İmar ve Kalkınma Bankası) olması bu nedenledir. Bu amaca ulaşıldıktan sonra Dünya Bankası, gelişme yolundaki ülkelerin projelerine destek veren bir banka olarak çalışmaya başladı. Amaç, bu ülkelerin pazarlarını geliştirmek ve uluslararası ticarette yer almalarını sağlamaktı. IMF’nin kuruluş amacı, dünyanın parasal ilişkilerini düzenlemek ve üyelerden birisinin karşılaşacağı ödemeler dengesi krizini, ithalat kısıtlamalarına gitmeksizin aşabilmesi için ona destek sağlamaktı. Dikkat edilecek olursa her iki kurum da kapitalizmin temel önermelerinden birisi olan ‘Uluslararası ticaret uluslararası refahı artırır’ ilkesinin yaşama geçirilmesine hizmet amacıyla kurulmuş bulunuyordu. Zaman içinde IMF, başlangıçtaki basit düşünceden uzaklaşmaya başladı. Bir ekonominin iç dengelerinde yaşanan krizlerin ya da sorunların eninde sonunda dış denge sorunlarını gündeme getireceği düşüncesinden hareketle IMF, ödemeler dengesi krizine girmemiş olan üye ülkelerden gelen yardım taleplerini de değerlendirmeye yöneldi. Sonuçta konu ödemeler dengesinden çıkıp sosyal politikalara kadar yayıldı. Böyle olunca işler karışmaya ve dolayısıyla destek verilen üye ülkenin iç işleyişine daha fazla karışılmaya başlandı. Bu gelişmeler IMF’nin bağımsız statüsünü koruduğu günlerde çok fazla dikkati çekmedi. Kotası yüzde 18 olan ABD, 1980′lerden başlayarak kota artışlarını desteklememeye başlayınca kurum zor duruma düştü ve ABD’den parasal destek alabilmek için giderek ABD Hazinesi ile daha içli dışlı olmak zorunda kaldı. IMF’nin 60 yıllık macerası sonuçta ABD Hazinesi’nin güdümüne girmekle yeni ve bambaşka bir aşamaya ulaşmış oldu.

Aslında Keynes, Washington’da kurulacak olan IMF’nin eninde sonunda ABD Hazinesi’nin etkisine gireceğini öngörmüş ve IMF’nin tercihen ABD dışında, bu mümkün olmazsa Washington yerine New York’ta kurulmasını istemişti. Keynes, büyük itibarına karşın, bu isteğini de kabul ettiremedi. Oysa kabul ettirebilse belki IMF bugün hâlâ bağımsız bir konumda olmayı sürdürebilirdi. 60 yıllık geçmişine baktığımızda IMF açısından yaşanmış olan en önemli gelişme, bu kurumun şimdiye kadar başardıkları ya da başaramadıkları değil, Keynes’in öngördüğü gibi ABD Hazinesi’nin güdümüne girmiş olmasıdır.