


Archive for Mart 23rd, 2009
Irak’ın yeniden inşasının maliyeti 2007′ye kadar 9 milyar doları bulacak. Bu rakam koşulların olumsuz gitmesi halinde 60 milyar dolara çıkabilecek
AA – ANKARA – Savaş sonrası yapılanma sürecine giren Irak’ın, yeniden inşa faaliyetleri toplam maliyetinin 2007 yılına kadar 9-60 milyar dolar arasında değişeceğinin tahmin edildiği belirtildi.
Equity International girmasının ‘Irak’ı Özgürleştirme Operasyonu’nun ortaya çıkabilecek masraflarının tahlilini yaptığı, olumlu ve olumsuz senaryoları değerlendirdiği raporda, 2003 mali yılı itibarıyla, Irak’ın yeniden inşa faaliyetlerinin toplam maliyetinin 933 milyon doları uluslararası finansman olmak üzere toplam 4 milyar 533 milyon dolar olduğu söylendi. Yeni Irak liderliği, petrol üretiminin yeniden canlandırılması, Irak’ta yeni silahlı çatışmalardan kaçınma, iç ve dış pazarlara girme, ülkeye yapılan yardımların devam etmesinin öneminin vurgulandığı raporda, söz konusu bütün koşulların olumlu gitmesi durumunda, Irak’ta yapılanmanın tahmini maliyetinin 2007′ye kadar toplam 9 milyar dolar olmasının öngörüldüğü ifade edildi. Aynı koşulların hepsinin olumsuz gitmesi durumunda ise 2007′ye kadar yıllık tahmini maliyetin 60 milyar doları bulabileceğine işaret edilen raporda, en kötü durum senaryosu dışında, yıllık yeniden inşa maliyetinin 10 milyar doları geçmeyeceği tahmini yapıldı.
Mar
23
Ankaralı sanayicilerin yatırım için destek çağrısına, Sanayi Bakanı Coşkun ‘Delik büyük, yama küçük’ Adalet Bakanı Çiçek ‘Tam 20 aydan bu yana delik tıkıyoruz’ sözleriyle karşılık verdi
RADİKAL – ANKARA – Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun ile Adalet Bakanı Cemil Çiçek, ASO ve TOBB başkanlarıyla birlikte Ankara’da sanayicilerin sorunlarını dinledi.
Doraglass Otocam Sanayi’nin ek tesisi hizmete açıldı. Tesisin
açılış törenine, Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun, Adalet Bakanı Cemil Çiçek, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, ASO Başkanı Zafer Çağlayan, Yenimahalle Belediye Başkanı Ahmet Duyar ile çok sayıda davetli katıldı.
İSTANBUL – Charlie Haden konserinde yağmur, gök gürültüsü ve şimşeğe karşı dayanıklılık testinden tam notla geçen festivalciler, önceki akşam Kurt Rosenwinkel’in ’süper band’i ile verdiği konserinde de havlu atmadı. Gelenler, hoyrat kullanılmaya gelmeyen yağmurluklarını üzerine geçirip müziğin tadını çıkarmayı sürdürdü.
Gecenin ve belki de festivalin ‘en acayip’ konseri ise Babylon’da cereyan etti. Sahnedeki Mor ve Ötesi’ydi. Kalabalık olacağını tahmin ediyorduk ama bu kadarını beklemiyorduk. Mekân ağzına kadar dolu. İçeri adımınızı atıyorsunuz ve attığınız yerde kalıyorsunuz! Hatta, ‘Ya n’oluyor böyle? Mor ve Ötesi işte’ deyip öte yandan içeri girebilmek için birilerinin dışarı çıkmasını umutla bekleyen bir ‘güruh’ söz konusuydu. Mor ve Ötesi’nin Uluslararası İstanbul Caz Festivali’nde konser vermesi zaten başlı başına ağzımızı kulaklarımıza vardıran bir hadiseydi. Bir de yeni albümleri ‘Dünya Yalan Söylüyor’dan ‘Uyan’ı, sahnede Ceza ile birlikte söyleyince sevincimiz iyiye katlandı. Kalabalık nedeniyle el-kol hareketlerimiz sınırlı olduğundan önceki gece hakkıyla alkışlayamadık, buradan kendilerine alkışlarımızı ve saygılarımızı gönderiyoruz.
Mar
23
AA – FETHİYE – Ölüdeniz tutkunlarına müjde. Deniz, tertemiz… Ölüdeniz’de her gün deniz suyu ölçümleri yapan Türk Deniz Araştırmaları Vakfı Ölüdeniz Proje Uygulama İstasyonu sorumlusu Mehmet Öztürk, kirliliğin AB kriterlerinin altında olduğunu belirtti. Meraklıları için sonuçlar ‘www.oludeniz.tudav.org’ adresinde.
Mar
23
REUTERS – PARİS – Fransa dün ulusal gününü tank-top-tüfek gösterisi arasında kutlarken, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Fransız seçmenin nabzına göre şerbet verdi. Chirac "AB anayasasını parlamento değil seçmen onaylayacak. Bu konu Fransız halkını doğrudan ilgilendiriyor, dolayısıyla onların görüşüne başvurulacak" dedi. 1992′de Cumhurbaşkanı François Mitterrand, Maastrich Antlaşması’nı referandumdan kıl payı farkla geçirebilmişti. Chirac, ‘türban’ tartışmaları çerçevesinde laiklik uyarısı da yaparak, devlet okullarında dini simge ve giyisileri yasaklayan yasanın herkese uygulanacağını söyledi.
Mar
23
REUTERS – PARİS – Fransa dün ulusal gününü tank-top-tüfek gösterisi arasında kutlarken, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Fransız seçmenin nabzına göre şerbet verdi. Chirac "AB anayasasını parlamento değil seçmen onaylayacak. Bu konu Fransız halkını doğrudan ilgilendiriyor, dolayısıyla onların görüşüne başvurulacak" dedi. 1992′de Cumhurbaşkanı François Mitterrand, Maastrich Antlaşması’nı referandumdan kıl payı farkla geçirebilmişti. Chirac, ‘türban’ tartışmaları çerçevesinde laiklik uyarısı da yaparak, devlet okullarında dini simge ve giyisileri yasaklayan yasanın herkese uygulanacağını söyledi.
AB’ye girmek için uğraşıp duruyoruz ve kendimizi beğendirmek için elimize ne fırsat gelirse kullanıyoruz; ne yapılması gerektiğini düşünüyor/hissediyor/zannediyor isek gereğini yerine getiriyoruz. Bu çerçevede en çok duyduğumuz da ‘AB mevzuatına uyum’ tabiri oluyor. Bol bol da uyum yasası çıkarıyoruz.
Buna bir itirazımız yok; yeter ki yasalar Avrupa Birliği’nin anlayışına ‘uyumsuz’ olmasın. Ama, anlıyoruz ki bu ‘uyumsuz’luğu vurgulayan bazı gelişmeler var.
Bu hafta, Hürriyet gazetesinde Erdal Sağlam iki kez, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın doğalgaz ve elektrikte nihai tüketicinin aleyhine sonuçlar üretecek, bu iki sektörde rekabete dayalı piyasa ekonomisi kurallarının işleyişini engelleyecek ve devlet tekeli anlayışını getirecek düzenlemelerin peşinde olduğunu yazdı. Kendisinin de ısrarla belirttiği gibi bu tür düzenlemeler enerji sektöründe yıllardan beri hedeflenen liberalleşmeden dönüş kadar Avrupa Birliği’ne uyum konusunda geri adım anlamına gelmektedir. Daha da önemlisi, hükümetin Avrupa Birliği’ne uyumdan ne anladığı ve hatta, Avrupa Birliği’ne katılım konusundaki niyeti açısından var olan tereddütleri kuvvetlendirici niteliktedir. Böyle olmasa bile, yarın, öbür gün, zamanı geldiğinde Avrupa Birliği tarafından ‘Olmamış beyler, şu işi düzeltin de öyle gelin’ denileceğinden, zaman kaybından başka bir şey olmayacaktır.
Önce şunu belirtelim ki enerji sektöründeki liberalleşmeyi sağlayacak düzenlemeler açısından AB’nin de bugün yeknesak ve ileri bir gelişme içinde olduğunu söylemek mümkün değildir. Başta, ağır toplardan Fransa olmak üzere bazı ülkeler bugün bile, aynen Türkiye’de gördüğümüz gibi, bu sektörde liberalleşmeyi sağlayacak adımları atmada ayak sürümektedirler. Bunun, bize örnek olmaması gerekir. Zira, biz AB karşısında sınav verecek güne geldiğimizde, eğer AB Lizbon Stratejisi’ne göre bir küresel rekabet gücüne sahip blok haline gelmek istiyor ise enerji sektöründe verimliliği engelleyen bu ayak sürümelerini çoktan terk etmiş olacaktır.
Daha da önemlisi, AB’ye katılımımızdan ve AB’ye uyumdan ne anladığımızdır. Öyle görülüyor ki, AKP hükümeti AB’ye katılımı ve uyumu daha çok siyasal ve sosyal yaşam boyutunda görüyor ve belki de kendilerinin şikâyetçi olduğu bazı hususları aşmaya yardımcı bir araç olarak algılıyor. Evet, Avrupa Birliği bir ’sosyal model’dir; bu açıdan bir birliktir ama hâlâ tam bir ’siyasal birlik ‘ haline gelememiştir. ‘Sosyal model’ unsurlarının çoğu da ekonomik olduğundan AB’yi hâlâ bir ‘ekonomik birlik’ olarak tanımlamak yanlış olmaz. Bu açıdan bakıldığı zaman AB sosyal modelinin temelinde ekonomi ve özünde sokaktaki vatandaşın bir tüketici olarak bulunduğu ekonomideki düzenleme ve uygulamalar gelir.
O nedenle, Avrupa Birliği Komisyonu OECD nezdinde şekillenen/yürütülen ve dünya ülkelerini hedef alan Düzenleyici Reform çalışmalarının bir parçasıdır. AB Komisyonu, bu çalışmalara katılarak kendisinin Brüksel’de yürüttüğü düzenleyici çalışmaların dünya ekonomisine uyumunu temin etmektedir.
Bu çalışmaların ana konularından bir tanesi dünya ülkelerindeki enerji sektörlerinin liberalleştirilmesi, rekabetin getirilmesi ve nihai tüketiciye enerji kullanım faturasının düşürülmesidir. OECD’de yapılan ülke düzenleyici reform çalışmalarının/raporlarının istisnasız hepsinde enerji sektörü veya en azından, elektrik gibi bir alt sektör örnek tematik konu olarak ele alınmıştır. Türkiye de buna dahildir. O raporda da, vatandaşın elektrik faturasının azaltılması için Türkiye’nin nasıl düzenlemeler ve uygulamalar yapması gereği üzerinde durulmuştur. Önerilenler, bugün Enerji Bakanlığı’nın yapmaya çalıştığı hususlar değildir. AB Komisyonu da bunu çok iyi bilmektedir.
AB’ye uyum çok büyük ölçüde ekonomi boyutunda olacaktır. İşin yalnızca siyasi kriterlere uyum düzenlemeleri ile bitmediği er veya geç anlaşılacaktır.

