


Archive for Nisan 5th, 2009
Nis
5
Avrupa Bilgisayar Yetkinlik Sertifikası’na üye 135 ülkenin CEO’su teknoloji forumuna katılmak için ekim ayında Türkiye’ye gelecek
RADİKAL – İSTANBUL – Tüm dünyada 135 ülkede uygulanan ve kişilerin bilgisayar yetkinliklerini ölçen sertifika sistemi olan Avrupa Bilgisayar Yetkinlik Sertifikası’na (ECDL) üye bütün ülkelerin CEO’ları bu yıl Türkiye’de toplanıyor.
7-8 Ekim tarihlerinde İstanbul Ritz Carlton Otel’de gerçekleştirilecek ve üst düzey devlet yetkililerinin katılacağı ECDL CEO Forum’da Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener’e de dünya çapında 4 milyonuncu ECDL sertifikası verilecek. Kişinin temel bilgi teknolojilerine sahip olduğunu ve genel bilgisayar programlarını kullanabildiğini gösteren ECDL, Türkiye’de Türkiye Bilişim Derneği (TBD) tarafından denetleniyor. ECDL’nin tüm dünyada geçerli bir sertifika olduğunu söyleyen ECDL İş Geliştirme ve Pazarlama Bölüm Başkanı Mary Mulcahy, birçok ülkede ECDL’nin kamu çalışanları için zorunlu tutulduğunu belirtti. Mulcahy, ayrıca e-dönüşüm projesi çerçevesinde öğrencilerin eğitiminde bu sertifikanın zorunlu tutulacağını söyledi. Sertifika almak isteyenler 50 milyon lira karşılığında ECDL’nin anlaşmalı olduğu eğitim kurumlarına başvurabiliyor.
Nis
5
Türümüz önce avcılığı terketti. Atalarımızdan kalan tek tük kemiklere bakılırsa o zaman daha boylu posluymuşuz. Bir on bin yıl da toprakta ter dökerek tarımla uğraştık. Var olabilmemiz için vücudumuzun güçlü olması gerekiyordu. Descartes’ın ‘Düşünüyorum ki varım’ diyebilmesi için asırlar geçti. Sanayii devrimiyle birlikte açık havadan binalara kapandık. Son yıllarda da kol emeğinin yerini kafa emeği alıyor. ABD’de bugün tarımla uğraşan nüfus %1′in, işçiler %10′un altında.
Artık kapandığımız kapalı dünyada eskisi gibi işe yaramayan vücudumuzu korumanın yollarını arıyoruz. Şişmanlık türümüzü tehdit eden başlıca sağlık sorunlarından. Vücudumuzu, tonunu ayarlayacak makinelere devretmeye başladık. Evlerde kürek çekme makineleri, mahallelerde, birkaç günlüğüne kalınan otellerde ‘fitness center’lar, binbir türlü masaj, giderek 21. asır insanının gündelik hayatının vazgeçilmez bir unsuru.
Özetle vücudumuzu emekten özgürleştirdik. Şimdi onu sağlıklı tutmaya çabalıyoruz.
Ancak bu sefer de egemen düzene beynimizi tutsak ettik…
Özellikle dijital teknolojinin gelişmesiyle çalışma hayatında beyin kullanımının kol emeğinden farkı kalmadı. Bilgisayar ekranlarında tekrarlanan simgelerle, sorgulanmayan formüllerle edilgenleşen insan, kalıp kararların uygulayıcısı konumunda. Yaratıcı düşünce, işyerlerindeki Araştırma ve Geliştirme (Research and development) bölümlerindeki uzmanlık alanlarına terk edildi. Bunu telafi etmeye yönelik sözde katılımcı çağdaş işyeri uygulamaları genellikle içi boş bir görüntüden ibaret. Çalışma hayatı dışında da hayal gücü kısırlaştırılan insan eğlenceden politikaya kadar kendisine sunulan kof seçeneklerin tüketicisi konumunda.
Türümüzün evrimindeki en büyük tehlike, genetik manipülasyonlarla hastalıksız, üstün yetenekli, fabrika siparişi mükemmel insanlar yaratmamız sonucu doğal çeşitliliğimizi yok etmekten çok, gündelik yaşantımızda beynin dumura uğratılması. Evrimimizin bir aşamasında nasıl kuyruğumuzu kaybettiysek önümüzdeki süreçte de nüfusun büyük çoğunluğunu soyut düşünceden uzaklaştırmanın eşiğindeyiz. Edilgen, kısa vadeli bellekle yaşamını idame ettiren, haz merkezlerinin uyarılmasına bağımlı, düşünmek yerine anlık tepkilerle yetinen bir tür olmanın yolundayız. Bugün bireylere özgü bir hastalık diye baktığımız ve giderek yaygınlaşan alzheimer ileride türümüzün özelliğine dönüşebilir.
Çevremizi korumaya, soyu tükenmeye yüz tutmuş türleri sahiplenmeye öncelik verirken, türümüzün gidişatının, bırakın seyircisi olmayı farkında bile değilmişiz gibi davranıyoruz.
Geleceğimiz, yeni teknolojilerin perçinleştirdiği egemen düzeni devirip, tarihimizde hep yaptığımız gibi yeni egemen düzenler kurmak olmamalı. Belki de düzenin oyununu oynamayarak, egemenleri seyircisiz bırakarak, beynimiz ve vücudumuzu birlikte çalıştırabileceğimiz, benzeşmek yerine farklılıklarımızı benimseyebileceğimiz yeni yollar aramalıyız.
Nis
5
Ambulansta yerde yatan yaralı kadının arkasından irileşmiş gözleriyle kameraya bakıyor. Belli ki çok ürkmüş, korkmuş, belki de şok geçiriyor. Sedyeye taşıyıp hızla uzaklaştırdıkları kadın bir yakını mı? Yoksa bütün yakınlarını kayıp mı etti? 37 kişinin öldüğü 81 kişinin yaralandığı kazadan belleğime kazınan görüntü bu. Biz dört yaşında, sadece korunması gereken çocuklarını koruyamayan bir toplumuz. İnsanlarını da! Uzmanların feryadına kulak tıkayan yöneticileri biz seçtik. TCDD yöneticilerini değil, ulaştırma uzmanlarına, ‘hız şovu’na halel gelmesin diye randevu bile vermeyen, Başbakan ile Ulaştırma Bakanı’nı. Onlar da kendi yöneticilerini seçti. Ölü sayısını önce 50, sonra 70, daha sonra 139 diye açıklayanları da. Son bir haftada yedi uçağı zorunlu iniş yapan THY yöneticilerini de. Yolcuların dijital göstergelerden trenin hızının 130 km’yi aştığını söylemesine, tren şefinin ağlayarak ‘Hızım 130 km’ye yakındı’ demesine rağmen, ısrarla ‘Trenin hızı 80 km’nin altındaydı’ diyen TCDD yetkililerini de. Aynen deprem felaketinde olduğu gibi, kazazedelere ulaşmak isteyen yakınlarının akını nedeniyle yollar tıkanmış. Kurtarma araçları olay yerine ulaşamamış.
Depremden bu yana her türlü felaket gösteriyor ki, insana değer verilmeyen bu coğrafyada biz, korumasızız. Evde, yolda, sokakta, kendi korumamızı kendimiz sağlamakla yükümlüyüz. Bu devlet, en önce bu nedenle hukuk devleti değil. Kaza sonrasında yakınlarına ulaşmak için insanların yollara dökülmesi bundan. Biz her felaket sonrasında kan vermek için hastaneleri dolduruyoruz. Elimizden bu geliyor, ama yapısal önlemler alınmadan şov uğruna trenleri hızlandıran, bundan siyasal başarı umanları yönetici
olarak seçmekten de geri durmuyoruz. Her şeyin sorumluluğunu kendi dışında arayan, kaderci, teslimiyetçi bir anlayışa tutsağız. TCDD Genel Müdürvekili Ali Kemal Ergüleç, "Bu bölge kesinlikle hızlandırılmış bölge değildir. Her şey Allah’tan," diyor. ‘Öyleyse senin orada işin ne, çekil bari, Allah ile kul arasına girme’ diyen yok.

