


Archive for Nisan 9th, 2009
Nis
9
Almanya’daki Türklerin dinle bağı kuvvetlendi. 11 Eylül sonrası kendini ‘dindar’ diye niteleyen Türklerin oranı yüzde 74′e ulaştı
BERLİN – Almanya’nın Essen kentinde bulunan Türkiye Araştırmalar Merkezi’nin (TAM) yürüttüğü bir araştırma, bu ülkede yaşayan Türklerin giderek daha dindarlaştıklarını gösteriyor. TAM Direktörü Faruk Şen, Kuzey Ren Westfalya eyaletindeki Türk göçmenlerin durumunu altı yıldan uzun bir süredir incelediklerini, ama son yıllarda hızlı bir değişim gözlemlediklerini belirtti. Araştırmaya göre, geçen yıl bu eyalette yaşayan Türklerden yüzde 74′ü kendini ‘dindar’ olarak tanımladı. Bu oran, 2000 yılındaki orandan yüzde 14 daha fazla.
Özellikle kendini ‘çok dindar’ olarak niteleyenlerin sayısında hızlı bir artış var. ‘Çok dindarların’ oranı, yüzde 8′den 20′ye fırlamış durumda. 1000 kişiyle yapılan bu araştırma, Almanya’daki tüm Türklerin duruşu açısından bir tür sismograf olarak kabul ediliyor. Dine düşkünlükteki bu artışın, Türk kimliğinden ziyade kültürel İslami kimlik edinmeyle bağlantısının bulunduğu ve ‘Almanya’da İslam’a beslenen antipati’ye tepki niteliğinde olduğu belirtiliyor. Ancak Şen, bu artış eğiliminin köktendinciliğin geliştiğinin işareti olmadığı görüşünde.
Nis
9
Yabancı Top 10
1. De Cal Y Arena/Monica Molina/EMI
2. Amar Sin Mentiras/Marc Anthony/Sony
3. Under My Skin/Avril Lavigne/DMC
4. Best of/Haris Alexiou/EMI
5. This is India/Sony
6. Wedding Album/Universal
7. Eurovision Song Contest İstanbul 2004/EMI
8. A Wonderful Life/Lara Fabian/Sony
9. Baptism/Lenny Kravitz/EMI
10. Best Classics/EMI
Yerli Top 10
1. Melek/Candan Erçetin/Passaj Müzik
2. Sürgün/Rafet El Roman/Emre Plak
3. Aşk Kadın Ruhundan Anlamıyor/Hande Yener/Üçüncü Göz
4. Uslanmadım/Levent Yüksel/ID
5. Yan Yana Fotoğraf Çektirelim/Nazan Öncel/HİTT Müzik
6. Ses ve Ayrılık/Özcan Deniz/Özcan Prodüksiyon
7. Beni Unut/Serdar Ortaç/Seyhan Müzik
8. Söz Vermiş Şarkılar/Ada Müzik
9. Dünya Yalan Söylüyor/Mor ve Ötesi/Passaj Müzik
10. Dudak Dudağa/Emre Altuğ/DSM
Nis
9
Türkiye’de güvensizlik önyargısının ne kadar kuvvetli olduğunu görmek için dünkü gazetelere bakmak yeterli aslında. Gazetelerin Pamukova Mekece yakınlarında meydana gelen tren kazasıyla ilgili yargılarının en hafifi
‘Hızlandırılmış facia’ en ağırı ise ‘Hızlandırılmış katliam’ ve ‘Cinayet’ başlıklarıydı. Kimse, kazanın sadece kaza ya da basitçe insan hatasından kaynaklanan bir kaza olduğuna ihtimal bile vermemişti.
Gece boyunca kaza yerinde incelemeler yapan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve bakan arkadaşları gazetelere yansıyan bu güvensizliğin ya da önyargıların nedenini düşünmek yerine sinirlenmeyi, gazetecilere
‘Haddinizi bilin’ demeyi tercih ettiler.
Oysa, ortada illa da bu hükümetin kusurundan kaynaklanmayan derin bir güvensizlik var. Yapılması gereken, bu güvensizliği ortadan kaldıracak
önlemleri almak, gazetecilere sinirlenmek ve onlara ‘hadlerini bildirmek’ değil.
Başbakan kendisine soru soran Radikal muhabirine, "Haddinizi bilin" diyeceğine, "Daha savcı incelemesini yapmadan, ilgili kamu kuruluşları kaza sebebini araştırmaya devam ederken benden insanları yargılayıp mahkûm etmemi ve cezalandırmamı nasıl beklersiniz" dese ne kaybederdi?
Bence hiçbir şey kaybetmez, tam tersine kazanırdı. Başbakan’dan daha serinkanlı olmasını beklemek sanırım hakkımız. Güven böyle verilir çünkü.
* * *
Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın basın toplantısını izliyorum. Bakan gayet akılcı ve güven verici konuşuyor.
Kazanın sebebini araştırırken sadece Devlet Demir Yolları ve Ulaştırma Bakanlığı müfettişlerine dayanmayacaklarını, biri Türk biri yabancılardan oluşan iki ayrı bağımsız komisyon da oluşturacaklarını söylemesi, Türk kamu yönetiminde bugüne kadar pek görmediğimiz bir şey.
Ama aynı bakan aynı basın toplantısında hızlandırılmış tren seferlerinin geçici süre için bile olsun durdurulmayacağını da söyledi.
Güven böyle mi verilir? Bu kadar tartışmalı bir trene bundan sonra
kim biner? 15 gün içinde olacak bir başka kazadan sonra ne denir?
* * *
Ulaştırma Bakanı, basın toplantısında iki kez üstüne basa
basa, kazanın olduğu virajda hız sınırının saatte 80 kilometre olduğunu, buna karşılık trenin kaza anında 118 km / h süratle seyrettiğini söyledi.
Bakan, hız sınırlarının bir kitap halinde tren makinistlerine verildiğini
de söylemeyi unutmadı.
Oysa dün sendikalardan gazetelere ulaştırılan bazı belgelerde kazanın olduğu yerden 337 metre öncesine kadar hız sınırının 130 km /h olduğu, ancak kaza yerinden 3600 metre sonra hızın 80 km / h’ya düşmesi gerektiği yazılıydı.
Acaba hangisi doğru? Yoksa birileri bakana yanlış bilgi mi veriyor? Güvenmek istiyoruz ama kime güveneceğiz?
* * *
Erken davranan CHP lideri Deniz Baykal oldu, daha kaza gecesi hükümeti istifaya çağırdı.
Dün de DYP lideri Ağar, ‘Raydan çıkanın hükümet olduğunu’ söyleyerek aynı çağrıyı tekrarladı. Baykal yazılı açıklamasını yaptığında daha kazada kaç kişinin öldüğü bile belli değildi ama o çoktan sorumluları bulmuştu bile. Ağar da aynı hataya düştü. İki lider, bir kazadan, ölen insanların acısından siyasi rant elde etmeye çalıştı. Güven böyle mi verilir?

