"Her yere yetişilir
Hiçbir şeye geç
kalınmaz ama
Çocuğum beni bağışla
Ahmet abi sen de
bağışla."
Edip Cansever’in dizeleriyle başladım, evet. Hüzün var işin içinde çünkü, daimi hal. Onun için önce keyifli yanından açalım. Geçen pazar gününden. Babalar Günü’ydü, malum. Üç-dört yıl önce bir kitapçıda karşılaştığımızda, "Şimdiden ne eziyet ediyorsun çocuğa, oyuncak bölümüne götürsene" dediğin; üst raflardan kitap almak için kullanılan iki-üç basamaklı merdiveni gösterip, "Çıkabilir misin" diye soran, senin de "Tabii, benim çıkışım da, düşüşüm de meşhurdur" yanıtını verdiğin oğlum uyandırdı o gün beni. Güzeldi.
Okumayı Çetin Altan’ın o muhteşem ‘Alfabe’siyle söktü. Şimdi elinde kitap olmadan uyuyamıyor asla. Ve içimde ürküntü: Evdeki kitaplarla baş edemiyorum. Yıllar sonra oğlum, benden kalan kitaplığa bakıp ne düşünecek?
Laf aramızda, sen de düşünmelisin. Şaka değil, sadece şu son kitabın 500 bin eve girmiş, hedef 1 milyon. Üç-beş yıl sonra nedir, nerededir o kitap? Neyse, keyfimizi kaçırmayalım. Pazar günü babalığımın keyfini yaşarken, kahvaltıda gazetelere bakıyorum. Bir keyif daha eklendi güne. Bu kez işin içinde sen varsın. Kültür-Sanat Servisi’ndeki arkadaşların haberini birinci sayfaya, üstelik manşete çıkarmıştı Radikal: Ucuz kitap rekora koşuyor.
İnsanın içini aydınlatan bir haber. Kitaplı dünyanın ve bizim gibilerin tekaüde çıkması gibi bir ürküntü var. Tek kitabın iki ayda 1 milyonluk tiraja ulaşması, ilaç gibi. Memleketin tarihinde eşi benzeri yok bu durumun.
Clinton’la aşık atıyorsun, farkında mısın? Gerçi onun kitabı daha çıkmadan 1 milyon ön sipariş almış ama olsun. Bir tarafta dünyaya hükmeden ve Amerika’nın gelmiş geçmiş en şenlikli başkanı, öte tarafta garibim Ahmet…
Senin de çok iyi bildiğin, yaşadığın gibi yazının ve yazarın bela olarak görüldüğü, önüne setler çekildiği, dahası süründürüldüğü memleketimizde bir yazarın ve bir kitabın
1 milyonluk tirajı, Clinton’ınkiyle karşılaştırılmaz bile. Onu üçe, beşe katlamış demektir.
Kısaca iyi, hem de çok iyi haber bu. Seni ve yayıncı arkadaşları yürekten kutluyorum. Bir ilki başardınız. Tam o noktada malum ürküntü yine gelip yokluyor beni: Peki, bundan sonra?
Bundan önceki kitabını, yine çok gürültü koparan ‘Aldatmak’ı alalım. 100-150 bin dolayında bir Ahmet Altan okuru var.
Bunu 10 katına; 1 milyona zıplatan nedir? Fiyat. ‘Ucuz kitap’ lafı inciticiama doğru. Fiyatı indirip sürümden kazanıyoruz.
Tamam ama bu her daim mümkün değil ki. Aynı yayınevi diyelim ki Salah Birsel’in ‘Paf ile Puf’unu basıyor. Seninki de deneme türünde, onunki de. Senin kitap 160 sayfa, o 168, fiyat 8 ya da 9 milyon; seninkinin üç katı! Yüksek tiraj, düşük fiyat. Formül bu. Tamam da, artık ‘barem’ oluşmuş durumda, tirajla ve fiyatla. Başka bir yazar, başka bir kitap oralara yaklaşamıyorsa, okura ulaşabilmesi,
kendinden söz ettirmesi, ‘var’ olabilmesi
artık çok güç. Anlayacağın, şimdi elde
edilen başarının maliyeti çok ağır.
Yerim bitti. Edip Cansever’le başlamıştım, onunla bitireyim: Ah güzel Ahmet abim
benim/ Gördün mü bak/ Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar/ Ve dağılmış pazar yerlerine memleket
Çetin Baba’yı da analım, enseyi karartmayalım. İşin öteki taraflarını haftaya konuşuruz.
Ahmet Altan’a açık mektup
Bu yazı Güncel Haberler kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.