Amerikan Gotiği

Modern sinemanın Rabelais’leri Coen kardeşlerin kendilerine özgü

‘vizyon’ları her zaman grotesk’ten, çarpuk çurpuk olandan beslenmiştir. Biraderlerin dünya ‘görüş’ü bu bakımdan büyük bir süreklilik arz eder, onları imza sahibi bir sinema ikilisi yapan budur. Coen’ler için insanlık durumu, her biri birer karikatür olan karakterlerinde somutlaşan budalalıkla, ‘gaflet’le özdeştir. İster kara komedinin (Barton Fink), ister o kadar kara olmayan komedinin (Büyük Lebowski) ister ‘egzistansiyalist komedi’nin (Varolmayan Adam) alanında at koştursunlar, ağızda hep aynı mükemmel kekre tadı bırakırlar. Bir zaafları varsa, o da kendileri parlak fikirler bulamadıklarında, sinema tarihi denen bohçaya el atıp, herkesin ilk bakışta hemen tanımayabileceği türleri, tarzları kurcalamaktır.

‘Hudsucker Proxy’de Capra komedisini, ‘Nerdesin Be Birader’de pranga mahkûmu filmlerini, ‘Dayanılmaz Zulüm’de Cary Grant komedilerinin pastişini yapmışlardı, başka deyişle aynen öyle bir film çeker gibi yaparak onu ‘Coen’ize etmişlerdi. Sonuçlar değişen ölçülerde ilginç de olmuştu. Ama bu filmlerle Coen’lerin parlak özgün senaryoları arasındaki fark iyi bir çikolatayla çikolata kaplı bir şey arasındaki fark gibidir. Isırdığınızda ağzınıza iyi bir şey gelmesi aradaki katmanlarda neler olduğuna bağlıdır. Coen’lerin, Ealing komedisi denen İngiliz komedi tarzının en parlak örneğine el atmaları hem heyecan verici, hem de merak ettirici; acaba, Coen’ler neredeyse kusursuz bir film olan Alexander McKendrick’in ilk ‘Ladykillers’ına ne katmış olabilirler? ‘Kadın Avcıları’nın (gene dâhiyane bir Türkçe film adı!) belli başlı katkı maddesi Amerikan Gotiği. Amerikan Gotiği, Amerika’ya has bir dehşet formülünün adıdır. Issızlığın ortasındaki alışveriş merkezine rağmen gün yüzü görmemiş bir kırsallık, dış dünyaya kapalı olmanın verdiği yabanilik, Hristiyanlığın bu ülkede aldığı çeşitli biçimlerin tuhaflığı, gelişmişlikle cehaletin bir tür grotesk karışımı hep Amerikan Gotiğidir. (Mesela bu bakımdan Bush halis Amerikan Gotiğidir, insan onu her zaman bir Coen kardeşler filminde görmeyi bekliyor.)

Amerikan Gotiği, ‘Kadın Avcıları’nda bir yandan fütursuzca dört bir yana serpilmiş Edgar Allen Poe göndermeleri şeklinde, bir yandan da sinsice serpiştirilmiş Güneylilikle dalga geçmeler şeklinde tezahür ediyor. Özellikle de zenci karakterlerle; zencilerin beyaz orta sınıf özlemiyle bu kadar serbestçe, politik doğruculuktan bunca uzaklaşarak alay edebilmenin mümkün olduğu tek yer, ancak bir Coen kardeşler filmi ve onun kendine açtığı alan olabilirdi. Her şey ve herkes o kadar karikatür ki, arada zenciler, onların çocukluk travmaları, çay saatleri, çarpık bacakları hatta başka bir filmde görmediğimiz derecede tuhaf gospel sahneleri bile zevkle kaynayıp gidiyor. Ama film sonuçta çok da ‘ince’ bir Coen’ler filmi değil, daha çok iyi bir mizah ustasının Laz fıkrası anlatması gibi bir şey oluyor. Coen’lerin Amerikan Gotiğine özgün katkıları benzersizdir. (Fargo kasabası başlı başına budur.) Bu filmde ise Coen’lerin özel buluşu olan bir habaset metaforu, Amerikan Gotiğine çok özel bir katkı aranırsa ancak bir tane bulunabilir; Çöp. Telef olan herkesin birer birer güvertesini boyladığı çöp salapuryası ve onun yükünü boşalttığı çöp adası bu filmin tek orijinal buluşu. Geri kalan da tamamen ‘çöp’ değil belki, eğlenceli, ama Coen’lerin ‘fıkra’sı, bütününde, filmin açılışında tüm yapay ihtişamıyla ufukta yükselen çöp adasının zekice pırıltısına pek ulaşamıyor. Edgar Allen Poe kılığındaki Tom Hanks’ın alışılmadık cansiperanelikte bir oyunculuk sergilediği bu filmi daha çok eski bir MAD dergisinin sayfalarını karıştırırcasına izliyoruz.

Bu yazı Güncel Haberler kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Yoruma kapalı.