Aslında bugün salı günkü yazımızın devamı gelecekti. Ve, 2005 yılı ve sonrasında ekonomik alanda nelere yoğunlaşmamız gerektiğine biraz daha yakından bakacaktık. Ancak, hafta sonu yapılan Avrupa Parlamentosu seçimleri sonrasında çıkan tablo bizi o konuya yöneltti. Zira, öyle gözüküyor ki 2004 yılının bundan sonrası Türkiye için zor bir bekleme dönemi olacak; 2005 yılı da uzun vadedeki Türkiye için çok önemli bir dönüm noktası teşkil edecek. Her şeyden evvel, geçen yazımızda da belirttiğimiz gibi, 2004 sonunda Türkiye’nin IMF ile halen sürdürmekte olduğu anlaşma bitecek. 2004 senesinin bundan sonraki diliminde IMF ile, muhtemelen IMF’den yeni bir kaynak girişi içermeyen, bir yeni anlaşma yapılıp yapılmayacağını merakla bekleyeceğiz. Herhalde de 2005′ten itibaren kendi olanaklarımız ile ayakta kalmayı ve borç çevrimini becermeye çalışacağız. O nedenle ekonomik boyutta 2005 senesinden itibaren çok farklı ve başarmayı kafamıza koymuş ve ona göre hareket eden bir Türkiye olma zorunluluğumuz var.
Aynı zorunluluk siyasi boyutta da var.
2004 senesinin bundan sonraki bölümünü AB’nin Aralık 2004′de bize üyelik müzakerelerine başlamak için gün verip vermeyeceğini merak ederek geçireceğiz. 2005 ve sonrasını ise, AB bize gün versin veya vermesin, gene başarmayı kafasına koymuş ve ona göre hareket eden bir Türkiye olma zorunluluğu ile yaşayacağız.
Son yapılan Avrupa Parlamentosu seçimleri bu ‘zorunlulukları’ yaşama ve aşma konusunda bizim kafa yapımızı oldukça değiştirmemiz gerektiğini yeniden vurguladı. 25 yıllık AP seçimleri tarihinde ilk kez bu kadar düşük bir katılım oldu. Yapılan yorumlar çok çeşitli ve doğruluklarını zaman içerisinde irdeleyeceğiz. Ancak, iki yorum var ki üzerlerinde uzun uzun düşünmekte ve hazırlıklı olmakta yarar var. Birincisi, bir ekonomik ve siyasal birlik olarak inancın zayıf olduğu, hatta daha zayıfladığı, birlikten ayrılmalar olabileceğine işaret ediliyor. Dolayısı ile, Türkiye için Avrupa basınına yazılı olarak yansıyan bir sonuç yorum, AB’nin daha da zayıflamaması ve başına daha fazla sorun açmaması için Doğu’ya doğru olan genişlemesinin askıya alınabileceği şeklinde. Özellikle de, Türkiye’nin adı verilerek, hiçbir AB ülkesi liderinin şu yakın gelecekte Türkiye lehinde itici bir konuma girmeye cesaret edemeyeceği söyleniyor. Öyle gözüküyor ki, 2004′ün ikinci yarısında Türkiye konusu çok çetrefil bir mesele haline gelecektir ve iç siyaset hesaplarına daha dikkat edecek olan AB liderleri, özellikle Fransa ve Almanya, Türkiye konusunda olumlu bir karar vermeyebilirler. Dolayısı ile, Türkiye’nin AB meselesi ağır bir yara alabilir.
IMF ve AB ile ilişkiler konusu şu yukarıda değindiğimiz ‘zorunlulukları’ 2005′ten itibaren yaşama ve aşma konusunda, geliyor gidiyor, bizim için aynı temel felsefeye oturuyor: Türkiye ‘başarmayı’ IMF/AB istediği için değil, kendisi istediği için ve kendisi için ‘başarmak’ zorundadır. Türkiye, sürekli olarak IMF’den para isteyerek, IMF’nin desteği ile para bularak ve IMF’nin jandarmalığında ekonomisini ayakta tutamaz.
Aynı şekilde, Türkiye, büyük siyasal, ekonomik ve sosyal dönüşümü AB istediği için veya AB’ye girmek maksadı ile değil kendisi için ve kendisi istediği için gerçekleştirmelidir. Bir gün, bizim için IMF olmayacaktır; AB de olmayabilir. Onun için IMF ve AB ile ilişkilerimize değişik ve temelinde ‘kendimiz için’ düşüncesi olan bir ‘kafa seti’ ile bakmak gerekmektedir. Tam IMF ile ne yapacağımıza çok fazla kafamızı takmışken Avrupa Parlamentosu seçimleri bu gereği bir kez daha vurguladı.
AP seçimleri ve 2005 sonrası
Bu yazı Güncel Haberler kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.