Genellikle hava kararmış oluyor, heyecanlı bir ses soyadlarını anons ediyor. Gümbür gümbür, binlercesi adlarını haykırıyor. Doğdukları gün, bugünlerin asla hayal edilemeyeceği anlamlarla koyulmuş adlarını. Dede, amca, dayı, mahallenin en iyi abisi adlarını. Marşlar, meşaleler, ‘ateş böcükleri’, alkış kıyamet tünelin ucundan çıkıyorlar. Dört bir tarafı selamlayıp yan yana diziliyor, Türkiye ve Almanya’da okula gidenler çok tanıdık hazrolda, dost ve kardeş ülke Brezilya ve Hollandalılar da özel bir saygılı duruşa geçiyor ve ulusal marş söyleniyor. Sonra birbirlerine sarılıp galibiyet yemini ediyorlar (O sırada içlerinden birini gülme tutar da, diğerlerine şikâyet eder mi, hep merak ederim!). Yemini unuturlar ya da yeterince ciddiye almazlarsa, tribünlerde yürekler ağza geleceği için bu törenin önemini biliyorlar. Çünkü tribünlerdeki dost canavarlar ve canavar dostlar bir mimiği, bir jesti asla kaçırmaz. Yüzler beyaz mı, yoksa renk yerinde mi, her bir detaya bakarlar. Ve maç başlar!
Güven veren abi, kaptan, kral, prensler bir-iki saniyelik yanlış zamanlamanın "Başa geldi olmaz işler" söyleteceğinin hep farkında olmak zorundadırlar. Ve canımız delikanlılar, gözümüzün nurları, başımızın taçları, zırhımızla korunamazlar senede bir gün!
O gün ‘iğne’ olurlar! Hadi fotoğrafları hatırlayalım! Kalede bir dev, Volkan, durduğu yeri titretecek kadar heybetli. O koca Volkan Voltran yüzünü buruşturmuş, ağladı, ağlayacak. Benim biricik Memo Yozgatlım, hani Konya maçında rakip oyuncu güvenlik güçlerinin verdiği güvenle FB kalesine doğru giderken, birdenbire vıjjjjjjjjjjjt diye kayıp, topu çalıp gol yapan, bizlere de "Valla istesek dağları da deler" dedirten Memo Yozgatlı iğne korkusundan fenalık geçirmiş. Hayır işe yarasa hepsinden önce uzatacağım kolumu ve arkamdan binlerce gönüllü gelecek de, vekâleten sağlık kontrolü olmuyor.
Hafta sonlarımızın, hafta içlerimizin, sezonun, yılın, mutluluk ya da hüzün belirleyicileri iğneden çok korkmuşlar! Ve bize de hay allah dedirtip, gerçek ‘yaş’ larını hatırlatmışlar. Onlar aslen "Serhat, oğlum, yumurtanı bitirmemişsin!, Tuncay yaramaz, gene ders kitabının içine Red Kit koymuşsun!, Semih sesin kalınlaştı diye büyüdün sanma, içine atlet giy, soğuklarda hastalanma" yaşındalar. Gerçi iğneden kim korkmaz Bülent Korkmaz? Acaba Oğuz bey de korkmuş muydu? Açık verdiğimi sanmıyorum, gülümseyerek dayanmıştır.
Ya Mahmut Hanefi? Gözündeki yaşlara dayanamam. Cehennemde yansın bu dilim, bir daha söylenirsem, söyletirsem! Her telefona seeen baaaak, her kafaya seeen çık!
Bitmiyor ki isteklerimiz, bizim kadar aşkla dolmalarını, şarkılar bilmelerini, kapris yapma niyetimiz olmasa da öyleymiş gibi yaptığımız durumlarda anlamalarını, arada kendimizi kaybettiğimizde hemen unutmalarını, çünkü çıkarsız seven tarafın sevilenlere bazı bedelleri ödetmeyi canlarının çok istediğini, ve bedelin iki çalım, bir samimiyetle forma öpme, işini çok ciddiye almaktan ibaret olacağını bilmelerini istiyoruz.
Büyük görünüyorlar, havalı, efe efe, kararlı.
Ama çok gençler, iğneden canları acıyor!
Ben ağlarım ikimizin yerine!
Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.