Dün Tarhan Erdem, nüfusu düşük olan ilçelerde adliye binalarının kapatılmasıyla ilgili hükümet tasarrufunu yazıyordu.
Dışarıdan bakıldığında, ‘Bayram değil, seyran değil, nereden çıktı şimdi’ gibi görünebilir, fakat hiç de öyle değildir.
Yargının gizli bir hastalığıdır bu dağınık adliyeler meselesi…
Hukuk reformu temalı detaylı raporlarda ve şaşaalı toplantılarda birkaç kelimeyle geçiştiriliverir.
Adliye zenginliği!
Erdem’in, ilçelerin nüfus yoğunluğu ile kapatılan adliyeler listesi arasındaki rakamsal tutarsızlıklar hakkında bir diyeceğimiz yoktur.
Lakin, leblebi taneleri savrukluğunda dağıtılmış adliye binalarını bir araya toplamaya çalışmak, son derece mühim ve yerinde bir girişimdir.
Bizim devletimizin adliyelerle ilgili genel politikası, vatandaşın tansiyonunu ölçmek ve ilk müdahalede bulunduktan sonra, devlet hastanesine sevk etmek için ambulans beklemekle sınırlı dispanserin konumundan pek farklı değildir.
Mahkemeler, yol, su, elektrik gibi genel hizmetler çerçevesinde ele alındığında, bugün olduğu gibi adliye binaları köhne, bakımsız ve özensiz bir hoyratlık içinde şekillenir.
Hayatının en taze dönemini yaşayan hâkim ve savcıları, nüfusu oldukça düşük, renksiz ilçelerin bozkır yalnızlığında boğmuş olursunuz.
Yargı maliyeti
Yılda sadece 40 tane dosyanın açıldığı bir adliyenin, hâkim, savcı, mübaşir, müdür, kâtip maaşlarının üzerine, bir de elektrik, su, yakıt vb. harcamalarını eklerseniz, yargısal faaliyetin ‘hizmeti vatandaşın ayağına götürme’ yaklaşımıyla sürdürülmesindeki çarpıklık daha net ortaya çıkar.
‘Her ilçeye bir adliye’ politikasının İstanbul’daki sonuçlarını merak ediyor musunuz? İstanbul’da yakın zamana kadar 33 ayrı adliye binası vardı.
Son yıllarda, aynı ilçedeki birkaç adliyeyi birleştirerek sayı azaltılmaya çalışıldı, ama vatandaşın ve avukatların ‘adliyelerarası koşturması’nda bir değişiklik olmadı.
İstanbul’da bazı ilçeler arasındaki ulaşımın, komşu şehirlerle olan ulaşımdan daha zor olduğunu hepimiz biliyoruz.
Bu nedenle İstanbul Barosu’nun, İstanbul’un merkezi yerlerine üç büyük adliye binası yapılarak bu çarpıklığa son verilmesine ilişkin raporları var.
Adliye hülyası
Adalet Bakanı Cemil Çiçek’in de bu talebi yerinde bularak, bazı girişimlerde bulunduğunu kendi ağzından dinlemiştim.
Örneğin Kartal Cevizli’de, Göztepe’de iki büyük arsanın bu konuya tahsis edildiğini duymuştum, ama daha sonra somutlaşmadı.
Hayallerinden korkar ya bazen insan…
Benim de kimselere diyemediğim, ‘İstanbul’da büyük adliye sarayları’ hülyam var.
İstanbul Bayrampaşa Cezaevi’nin büyük bir adliyeye dönüştürerek, yıllardır yaşanan kaosa son verilmesini hayal ederim bazen, ürkerim.
Selimiye Kışlası’nı adliye yapalım, desem, askerler kızarlar.
Ve Saraçhane’deki Büyükşehir Belediyesi binası… Kadir Topbaş kaşlarını çatar mı?
Olmayacak şeyler bunlar, biliyorum…
Yeri geldi, söyledim işte.
Benim adliye sarayı hayallerim
Bu yazı Güncel Haberler kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.