Bilinen anlayışın kurultayı

Baykal, "Olağanüstü kurultay kaçınılmaz hale gelmişti. Baskın bir kurultay değil, ama bana göre olmaması gereken bir kurultay" dedi. Bu cümleye iki maddelik gündemi eklersek anlayış ortaya konulmuş olur: 1) ‘Bir süredir muhalefet hareketi yürüten ve yetkili kurullarda alınan kararlara rağmen parti içinde söz dinlemez hale gelen bazı milletvekillerinin

durumunun görüşülmesi; 2) Genel başkana güvenoyu talebinin oylanması.

Kurultayda sadece bu maddeler ‘görüşülecektir’. Çünkü, parti tüzüğüne

göre, olağanüstü toplantıya davet edenin belirlediği gündem dışına çıkılamaz, gündeme başka madde eklenemez.

Baykal’a göre olağanüstü kurultay ‘kaçınılmaz hale gelmiş’! Niçin? Tüzükte yazılı bir hak olduğuna göre, herhalde imza toplanması değildir. Baykal’ın toplantıyı ilan ettiği saate kadar, ‘CHP genel merkezine bir tek imza bile’ ulaşmadığına göre, toplantı hukuken ‘kaçınılmaz hale’ gelmemişti. Toplantıyı ‘kaçınılmaz kılan’ liderin, muhaliflerin çalışmalarını ve konuşmalarını, abartmasıydı, açıkçası neden siyasaldı.

Lider takımının korktuğu, kurultayın ‘muhaliflerin girişimiyle’ toplanmasıydı. ‘Beşte bir imza bulunmak üzeredir; o halde kurultayı biz davet edelim’ akıl bu! İmza toplanarak ya da genel başkanın kararıyla, sonuçta ne fark eder? Fark, kurultay gündeminin oyun ve gösteriye

uygun düzenlenmesidir, muhaliflerin önünü kesmektir!

Baykal devam ediyor, ‘Olmaması gereken bir kurultay’. Tuhaf, toplantıya

davet eden kendisi, olmaması gerektiğini söyleyen kendisi! ‘Olmaması’ gerekiyorsa, olmasının sorumluluğunu davet edeceklere bırakmak daha doğru olmaz mıydı? Eğer beşte bir imza ile toplantı başvurusu yapılsaydı, genel başkanın, toplantıyı ‘olmaması gereken’ diye nitelendirmesi

haklı görülebilirdi; ‘Olmaması gerekiyorsa’, ‘Sen niçin davet ettin’ demezler mi?

Gündem maddesi siyasal anlayışı yansıtıyor: ‘Parti içinde söz dinlemez hale gelen bazı milletvekilleri’nin durumunun görüşülmesi! Milletvekillerinin önerdikleri politikalar, seçim sonuçlarının değerlendirilmesi görüşülmeyecek, onların ‘söz dinlemez hale gelmeleri’ görüşülecektir.

‘Söz dinlemesi’ gerekirken, bazı milletvekilleri, ‘yetkili kurullarda alınan kararlara rağmen’, bir süredir ‘muhalefet hareketi’ yürütmektedirler; bunlar, nasihat edildiği halde, ‘söz dinlememişler’dir! Bu vahim ‘durum’a, kurultay el koymalıdır! Ne kadar haklı ve demokratik gerekçe, bu kadar olur!

Liderin gözünde, söz dinlemeyen parti içi muhalefet hareketi kurultayda korkutulmalı, uslanmazlarsa bir kısmının cezalandırılacağı gösterilmeli, böylece diğerleri de yola getirilmelidir.

Genel başkan güvenoylamasının biçimi, açık veya gizli yapılması önemli bir

gösterge olacaktır. Gizli oylamayı muhalifler, açık oylamayı genel başkan takımı savunacaktır. Gerçek oylama, ‘oylamanın biçimi’ oylaması olacaktır.

Daha kurultay ilanının ertesi günü, parti yöneticilerinin, ‘parti içi meseleler görüşüleceği için kurultayın seyircisiz ve basına kapalı yapılmasının normal olduğunu’ söyledikleri basına geçti.

‘Seyircisiz’ ve ‘basına kapalı’ toplantı, sıra güvenoyuna gelince de ‘açık oylama’!

Bu kafayla parti yönetilecek de, politikalar belirlenecek; bunlardan halk etkilenecek, sonra da seçim kazanılacak!

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Yoruma kapalı.