Ekonomi, enerji ve AB’ye uyum

AB’ye girmek için uğraşıp duruyoruz ve kendimizi beğendirmek için elimize ne fırsat gelirse kullanıyoruz; ne yapılması gerektiğini düşünüyor/hissediyor/zannediyor isek gereğini yerine getiriyoruz. Bu çerçevede en çok duyduğumuz da ‘AB mevzuatına uyum’ tabiri oluyor. Bol bol da uyum yasası çıkarıyoruz.

Buna bir itirazımız yok; yeter ki yasalar Avrupa Birliği’nin anlayışına ‘uyumsuz’ olmasın. Ama, anlıyoruz ki bu ‘uyumsuz’luğu vurgulayan bazı gelişmeler var.

Bu hafta, Hürriyet gazetesinde Erdal Sağlam iki kez, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın doğalgaz ve elektrikte nihai tüketicinin aleyhine sonuçlar üretecek, bu iki sektörde rekabete dayalı piyasa ekonomisi kurallarının işleyişini engelleyecek ve devlet tekeli anlayışını getirecek düzenlemelerin peşinde olduğunu yazdı. Kendisinin de ısrarla belirttiği gibi bu tür düzenlemeler enerji sektöründe yıllardan beri hedeflenen liberalleşmeden dönüş kadar Avrupa Birliği’ne uyum konusunda geri adım anlamına gelmektedir. Daha da önemlisi, hükümetin Avrupa Birliği’ne uyumdan ne anladığı ve hatta, Avrupa Birliği’ne katılım konusundaki niyeti açısından var olan tereddütleri kuvvetlendirici niteliktedir. Böyle olmasa bile, yarın, öbür gün, zamanı geldiğinde Avrupa Birliği tarafından ‘Olmamış beyler, şu işi düzeltin de öyle gelin’ denileceğinden, zaman kaybından başka bir şey olmayacaktır.

Önce şunu belirtelim ki enerji sektöründeki liberalleşmeyi sağlayacak düzenlemeler açısından AB’nin de bugün yeknesak ve ileri bir gelişme içinde olduğunu söylemek mümkün değildir. Başta, ağır toplardan Fransa olmak üzere bazı ülkeler bugün bile, aynen Türkiye’de gördüğümüz gibi, bu sektörde liberalleşmeyi sağlayacak adımları atmada ayak sürümektedirler. Bunun, bize örnek olmaması gerekir. Zira, biz AB karşısında sınav verecek güne geldiğimizde, eğer AB Lizbon Stratejisi’ne göre bir küresel rekabet gücüne sahip blok haline gelmek istiyor ise enerji sektöründe verimliliği engelleyen bu ayak sürümelerini çoktan terk etmiş olacaktır.

Daha da önemlisi, AB’ye katılımımızdan ve AB’ye uyumdan ne anladığımızdır. Öyle görülüyor ki, AKP hükümeti AB’ye katılımı ve uyumu daha çok siyasal ve sosyal yaşam boyutunda görüyor ve belki de kendilerinin şikâyetçi olduğu bazı hususları aşmaya yardımcı bir araç olarak algılıyor. Evet, Avrupa Birliği bir ‘sosyal model’dir; bu açıdan bir birliktir ama hâlâ tam bir ‘siyasal birlik ‘ haline gelememiştir. ‘Sosyal model’ unsurlarının çoğu da ekonomik olduğundan AB’yi hâlâ bir ‘ekonomik birlik’ olarak tanımlamak yanlış olmaz. Bu açıdan bakıldığı zaman AB sosyal modelinin temelinde ekonomi ve özünde sokaktaki vatandaşın bir tüketici olarak bulunduğu ekonomideki düzenleme ve uygulamalar gelir.

O nedenle, Avrupa Birliği Komisyonu OECD nezdinde şekillenen/yürütülen ve dünya ülkelerini hedef alan Düzenleyici Reform çalışmalarının bir parçasıdır. AB Komisyonu, bu çalışmalara katılarak kendisinin Brüksel’de yürüttüğü düzenleyici çalışmaların dünya ekonomisine uyumunu temin etmektedir.

Bu çalışmaların ana konularından bir tanesi dünya ülkelerindeki enerji sektörlerinin liberalleştirilmesi, rekabetin getirilmesi ve nihai tüketiciye enerji kullanım faturasının düşürülmesidir. OECD’de yapılan ülke düzenleyici reform çalışmalarının/raporlarının istisnasız hepsinde enerji sektörü veya en azından, elektrik gibi bir alt sektör örnek tematik konu olarak ele alınmıştır. Türkiye de buna dahildir. O raporda da, vatandaşın elektrik faturasının azaltılması için Türkiye’nin nasıl düzenlemeler ve uygulamalar yapması gereği üzerinde durulmuştur. Önerilenler, bugün Enerji Bakanlığı’nın yapmaya çalıştığı hususlar değildir. AB Komisyonu da bunu çok iyi bilmektedir.

AB’ye uyum çok büyük ölçüde ekonomi boyutunda olacaktır. İşin yalnızca siyasi kriterlere uyum düzenlemeleri ile bitmediği er veya geç anlaşılacaktır.

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Yoruma kapalı.