Haklı talepler…

Geçtiğimiz hafta içinde kamuoyuna yansıyan açıklama ve gelişmeler bazı büyük çelişkileri açığa çıkardı. Bu yılın ilk çeyrek döneminde gayrisafi milli hasıladaki yüzde 12.4′lük büyümeye rağmen anılan dönemde çalışanların sayısı 342 bin azalmış, işsizlik oranı da yüzde 12.4 düzeyine yükselmiş. Aşırı iyimserler açısından her şey gayet iyi: İşsizlik

artıyor fakat çalışanların verimliliği de yükseliyor; ekonomi büyüyor! Fakat, arka arkaya muhtelif kesimlerden gelen, ücret zammına yönelik talep bizim iyimserleri köşeye sıkıştırıyor; mecburen durumu görmezden gelmeye çalışıyorlar.

2002 yılı başından itibaren ekonomi sağlıklı bir şekilde büyüyor, bu durum daralan istihdama rağmen verimlilik artışı sayesinde gerçekleşiyorsa, düşük ücretle büyük fedakârlıklara katlanarak çalışanların talebi son derece haklı. Verimlilik artışı sayesinde toplam faaliyet gelirleri düzenli olarak artıyorsa, düşük ücretle çalışanlar aslan payını almayı hak ediyor.

Büyüme rakamları ortada: 2002 yılında yüzde 7.8, 2003′te yüzde 5.9 ve 2004 yılı ilk çeyrek dönemindeyse yüzde 12.4. Enflasyonunsa tek haneli rakamlarda kalıcı olacağı iddia ediliyor. En önemlisi uluslararası kurumlarca desteklenen üç yıllık programın sonuna gelinmiş; uygulamanın başarılı olduğu sık sık tekrarlanmış. Sıra bu süreç boyunca büyük sıkıntı çekenlerin ödüllerine gelmiş. Fakat sanki bunların hepsi yalanmış gibi, şaşkın bir suskunluk ortalığı kaplamış.

Evet, beni karamsarlıkla suçlayan sayın iyimserler; şimdi konuşun: ya iddialarınızın hepsinin yalan olduğunu kabul edin ve bir daha ağzınızı açmayın ya da düşük gelirlilerin sizin iddialarınıza göre çok haklı olan talebini destekleyin. Neden susuyorsunuz?.. Ama sakın demagoji yapmaya veya yeni masallar anlatmaya kalkmayın, yalanlar daha büyük kuyruklu yalanlarla devam etmesin.

Belli bir kesimin, malum gerçekleri kendine saklayıp toplumu uyutarak piyasa mekanizması içinde çözüm üretmesi ne yazık ki mümkün

değil. 16 yıllık kriz deneyimine rağmen bu temel gerçeği hâlâ öğrenemeyenlerin zekâsından şüphe etmek gerekiyor.

Ekonomi büyüyorsa, faaliyet gelirleri de aynı oranda artıyor demektir. Pastadaki büyümeden başta düşük gelirli kesimler olmak üzere herkes yararlanmalıdır. Ekonomi büyüyor, enflasyon geriliyor ve yapısal sorunlar çözülüyorsa, IMF’yle yeniden bir stand-by çerçevesinde anlaşmaya

gerek yoktur. Kırılganlık azaldığına göre AB ile müzakere konusunu bir çıpa gibi kullanarak sürekli taviz vermek de anlamsızdır: Vatandaşın öncelikli sorunu geçimle ilgilidir. Kapalı kapılar ardında sürekli olarak bu önermelerin tersini iddia eden iyimser çobanlarımızın toplumdan sakladığı gerçek nedir? Yoksa iyimser maskenin ardında büyük bir karamsarlık mı vardır? Bu sebeple mi günü kurtarmak dışında bir şey düşünemiyorlar?

Düşük gelirli geniş kesimlerin haklı talebi pembe gözlüklüleri çarpmaya, kısa devre yaptırmaya devam edecek… Gerçekler açığa çıkmadan da hiçbir şey düzelmeyecek.

Bu yazı Türkiye'den Haberler kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Yoruma kapalı.