Hitit topraklarında

Geçen hafta Çorum’da Hitit Festivali vardı. Festival dolayısıyla Çorum Müzesi’nde bir konferans verdim ve ‘Hitit Ekonomisi’ başlıklı çalışmamın müsveddelerini ilk kez tartışmaya açtım. Ardından ‘Hattuşa’ya Mektup’ yarışmasının ödül töreni yapıldı. Birincilik ödülü 500 milyon lira olduğu ve 3-5 sayfalık bir mektupla katılmak mümkün olduğu için Çorumlu gençlerin bu yarışmaya ilgi göstereceğini ve dolayısıyla en az bir kaç bin mektup geleceğini sanmıştım. Çorum’dan Gazanfer Eryüksel arayıp da yarışmaya toplam 30 mektup geldiğini söylediğinde hayal kırıklığına uğradım. Yarışmanın birincisi Ahmet İlbars oldu.

Bu yılki Hitit Festivali’nin bir yeniliği de Hitit Moda Defilesi idi. Tekstil yüksekokulu mezunu olan 20 yaşındaki Ayşenur Şahinci’nin Hitit kıyafetlerini bir defile ile sunacağını ilk kez Çorum’dan Ali Alakoç’dan öğrenmiş ve çok heyecanlanmıştım. Defile, Anitta Otel’de yapıldı. Çorum’da ne zaman bir faaliyet olsa Anitta Otel’e gidiyoruz ve her zaman büyük misafirperverlik görüyoruz. Defilede 30′dan fazla giysi sunuldu. Elbiseler, kumaşlar, dikişler ve sunum çok iyiydi. Ayşenur Şahinci bir ay gibi kısacık bir süre içinde müthiş bir iş başarmış. Ayşenur’u bu başarısının yanı sıra asıl olarak Çorumlu gençlere örnek olduğu için kutlamak istiyorum. Bu defileyi destekleyen Ece Grubu, Hakkı Bilal Mağazacılık A.Ş., Uğur Makine Grubu ile bu defileye katkıda bulunan diğer kişi ve kurumları da kutluyorum. Ne var ki bütün bu tanıtım faaliyetlerine hep aynı kişiler ve kurumlar destek oluyor. Artık bu işlere Çorum esnafının da gücüyle orantılı olarak katkı yapması gerekli.

Vali Erhan Tanju, çok anlamlı bir işe girişmiş ve eskimeye, yıpranmaya yüz tutmuş kazı fotoğraflarını hem onarttırmış hem de dijital arşive geçirmiş. Çok doğru bir sloganı var: ‘Bu iş leblebiyle olmaz. Tanıtımın merkezine Hititleri koymamız gerekir’ diyor. Belediye Başkanı Turan Atlamaz da tanıtım için kolları sıvamış. Hitit temasını da içine alan bir dizi filmin Çorum’da yapılması fikrini ortaya atıyor. Gerçekten de arkeolojiyi ve kazıları içine alan bir dizi çekilebilir.

Hitit topraklarına gitmişken Alacahöyük ve Hattuşa’ya uğramamak olmazdı. Alacahöyük’ü otlarla kaplanmış halde bulduk. Bir süredir kapalı olan müze açılmış ama biz gittiğimizde elektrikler kesik olduğu için karanlıkta dolaştık müzeyi. Hattuşa ise oldukça iyi durumda. Otları temizlenmiş, bakımlı. Hattuşa kazı heyetinden Ayşe Baykal Seeher, arkadaşlarıyla birlikte bundan 3 bin 500 yıl önceki tekniği kullanarak kerpiç tuğlalar üretiyor ve bunları kentin girişindeki temel sur taşlarının üzerine yerleştiriyor. Böylece surlar görsellik kazanıyor ve Hattuşa’nın eski Mısır kentlerine göre en önemli dezavantajı giderilmeye çalışılıyor. Bu çalışma eğer aynı yerdeki yamaç evine de taşınabilirse gerçekten müthiş olacak. Ayşe Baykal Seeher ile ayaküstü sohbet ettik. "Biz" diyor "çok amatörce giriştik bu işe. Bu kadar çaba ve para gerektireceğini bilsem korkar, girişmezdim." Ve ekliyor: "Hitit kralları bu işleri kesinlikle kölelere yaptırmışlar, başka türlü olamaz." Kazı heyeti başkanı Jürgen Seeher’e, eşi Ayşe Baykal Seeher’e ve bütün kazı heyeti ile onları destekleyenlere teşekkür borçluyuz.

Hattuşa ile Alacahöyük arasındaki bakım farkını yaratan şey sponsorluk müessesesi. Hattuşa’yı Alman Arkeoloji Enstitüsü ve JTI destekliyor, Alacahöyük’ü destekleyen yok. Devletin ayırdığı parayla da bu kadar oluyor. Özel kesimin bu çok önemli antik kente sahip çıkması gerekiyor. Bizim için büyük bir hazine olan bu geçmişi yabani otlara terk edemeyiz.

Dönüş yolunda Sungurlu’da Mavi Ocak Motel’de mola verdik. Biz oradayken iki otobüs Japon geldi yemeğe. Onlarla Hattuşa’yı gezerken de karşılaşmıştık. İki günde bir Japonların turlarla gelip buraları gezdiğini anlattı Mustafa Mavi. Binlerce kilometre öteden gelen Japonlar, 3 bin yıl arayla aynı toprakları paylaştığımız Hititlere bizden fazla ilgi duyuyor.

Bu yazı Türkiye'den Haberler kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Yoruma kapalı.