Erbakan’ın başbakanlığında dış politika tam bir felaketti. Erbakan, nefret ettiği ‘Batı Kulübü’ne karşı ‘inanmışlar kulübü’ kurmak için kolları sıvadı, taa Edonezya’ya, Malezya’ya kadar giderek hayalini gerçekleştirmeye çalıştı.
Ama olmadı. Kaddafi’nin çadırında hakarete uğramaktan ve Mısır’da istiskal edilmekten başka bir şey geçmedi eline.
Aynı ekolden gelen, Erbakan’ın öğrencileri olan Abdullah Gül-Tayyip Erdoğan ikilisi ise çok farklı bir yol izlemekte ve dış politikada oldukça başarılı olmaktadır.
Artık kangren olan Kırıs sorununu çözmeseler bile bizim lehimize denebilecek bir aşamaya taşıdılar.
AB’ye giriş için şansımızı artıracak girişimleri birbiri peşi sıra gerçekleştirdiler.
Erdoğan, İsrail’i uyaran mesajları ile Müslüman dünyadaki imajımızı olumlu yönde değiştirdi. (İslam Konferası Örgütü’nde sağlanan etkinlikte bunun da payı olmalı.)
Irak’ta neredeyse Amerika ve İngiltere ile birlikte batağa saplanmaktan kıl payı kurtulduk. Ama bizi kurtaran bu hükümetin akıllıca politikası değil, şansımız oldu. (Kabul etmek lazım ki, Erdoğan gerçekten şanslı bir insan.)
Dış politikadaki son olumlu gelişme, İslam Konferansı Örgütü’ne bir Türk’ün genel sekreter seçilmesi, KKTC’nin bu örgüt tarafından ‘devlet’ olarak kabul edilmesi ve Kıbrıs’a uygulanan ambargonun kaldırılması yönünde öneride bulunmasıdır.
İKÖ’de sağlanan bu başarıları elbette fazla abartmanın gereği yok. Bu örgüt, dünya siyasetinin oluşumunda pek etkin bir rol oynamıyor. Çok farklı çıkarları temsil eden çok fazla sayıda üyeden oluşan bu yapısıyla bundan sonra da uluslararası arenada pek başarılı olması beklenemez.
Buna rağmen, Türkiye’nin adayı olan bir kişinin genel sekreter seçilmesi bir başarıdır ve çeşitli açılardan dikkatle değerlendirilmelidir.
Birincisi, Türkiye gibi laik, Batı yanlısı, NATO üyesi, AB adayı bir ülkenin İKÖ’de bu düzeyde temsil edilmesi ve etkili olması, ülkemizin
İslam dünyası nezdinde yeni bir imaj kazanması anlamına gelecektir. Şimdiye kadar laik ve Batıcı tutumu nedeniyle İslam dünyasından dışlanan Türkiye, şimdi İKÖ’nün genel sekreterlik koltuğunu doldurabilmektedir.
Hem de, çeşitli ABD kaynakları tarafından diğer İslam ülkeleri için ‘model’
gösterildiği bir sırada. Dışişleri Bakanı Gül ve Cumhurbaşkanı Sezer’in
‘İslam dünyası kendisini gözden geçirmeli, reform sürecini başlatmalıdır’ dediği günlerde bu gelişmelerin (üstelik Ortadoğu’daki ezeli rakibimiz olan Mısır’ın bütün engelleme çabalarına karşın) yaşanması son derece önemli ve ilginçtir.
Türkiye’nin önerdiği adayın seçilmesi ve İKÖ içindeki etkinliğimizin artması, AB ile ilişkilerimizi de olumlu yönde etkileyebilir ve yıl sonunda görüşme tarihi alma şansımızı artırabilir. ‘Türkiye’nin AB üyeliği İslam dünyası ile AB’yi buluşturacak, iki dünyanın işbirliği yapma şansını artıracaktır’ diyenleri haklı çıkaracak bir tablo ile karşı karşıyayız. Türkiye’nin böyle bir ‘köprü’ olması, ancak her iki dünyada da etkili olmasıyla, sözünü dinletebilmesiyle ve saygı görmesiyle mümkündür.
İKÖ toplantısında elde edilen sonuçlar bu yönde katkıda bulunabilir.
İKÖ
Bu yazı Güncel Haberler kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.