2004 yılı IMF’nin kuruluşuna önderlik eden Bretton Woods Konferansı’nın 60. yıldönümü. İkinci dünya savaşının dumanı henüz tüterken ABD’nin Bretton Woods kentinde 1944 yılında toplanan bir konferansla kuruldu IMF. Yeni dünya finansal ve parasal düzeninin kurulmasını amaçlayan bu konferansa iki plan sunuldu: İlki İngilizlerin ünlü iktisatçısı John Maynard Keynes’in hazırladığı Keynes Planı, ikincisi ABD Hazine Bakanı Henry White’ın hazırladığı White Planı. Birbirine görünüşte fazlasıyla benzeyen bu iki planın temelde önemli bir farklılığı vardı: Keynes Planı, Keynes’in başarısız olarak kabul ettiği piyasaların düzenlenmesinde kamu otoritesinin temel taşı olduğunu varsayıyor ve IMF, Dünya Bankası ve ITO’nun (Uluslararası Ticaret Örgütü) bu amaç doğrultusunda devletlere destek olmasını öngörüyordu. White planı ise piyasalara müdahalenin nihai amacının piyasaların serbestliğinin gerçekleştirilebilmesi tezine dayanıyordu. White Planı’nda ITO gibi bir kurum öngörülmemiş, uluslararası ticaretin konferanslarla düzenlenmesi esas alınmıştı.
Konferans sonucunda White Planı kabul edildi. Böylece IMF, Keynes’in öngördüğü gibi dünya merkez bankalarının merkez bankası rolünü üstlenemedi, ITO kurulamadı, yerine GATT toplantıları organize edildi ve Keynes’in ‘bancor’ adını verdiği uluslararası rezerv o aşamada yürürlüğe konulamadı. (Bancor 1969′da SDR adı altında yürürlüğe girdi ve ITO yerine
de WTO 1995′te kuruldu.)
Kuruluşundaki amaca göre Dünya Bankası, öncelikle savaşta yakılıp yıkılmış olan Avrupa’nın yeniden imarı ve kalkınması için ABD’nin ayırdığı Marshall Fonu’nu yönetecekti. Adının IBRD (Uluslararası Yeniden İmar ve Kalkınma Bankası) olması bu nedenledir. Bu amaca ulaşıldıktan sonra Dünya Bankası, gelişme yolundaki ülkelerin projelerine destek veren bir banka olarak çalışmaya başladı. Amaç, bu ülkelerin pazarlarını geliştirmek ve uluslararası ticarette yer almalarını sağlamaktı. IMF’nin kuruluş amacı, dünyanın parasal ilişkilerini düzenlemek ve üyelerden birisinin karşılaşacağı ödemeler dengesi krizini, ithalat kısıtlamalarına gitmeksizin aşabilmesi için ona destek sağlamaktı. Dikkat edilecek olursa her iki kurum da kapitalizmin temel önermelerinden birisi olan ‘Uluslararası ticaret uluslararası refahı artırır’ ilkesinin yaşama geçirilmesine hizmet amacıyla kurulmuş bulunuyordu. Zaman içinde IMF, başlangıçtaki basit düşünceden uzaklaşmaya başladı. Bir ekonominin iç dengelerinde yaşanan krizlerin ya da sorunların eninde sonunda dış denge sorunlarını gündeme getireceği düşüncesinden hareketle IMF, ödemeler dengesi krizine girmemiş olan üye ülkelerden gelen yardım taleplerini de değerlendirmeye yöneldi. Sonuçta konu ödemeler dengesinden çıkıp sosyal politikalara kadar yayıldı. Böyle olunca işler karışmaya ve dolayısıyla destek verilen üye ülkenin iç işleyişine daha fazla karışılmaya başlandı. Bu gelişmeler IMF’nin bağımsız statüsünü koruduğu günlerde çok fazla dikkati çekmedi. Kotası yüzde 18 olan ABD, 1980′lerden başlayarak kota artışlarını desteklememeye başlayınca kurum zor duruma düştü ve ABD’den parasal destek alabilmek için giderek ABD Hazinesi ile daha içli dışlı olmak zorunda kaldı. IMF’nin 60 yıllık macerası sonuçta ABD Hazinesi’nin güdümüne girmekle yeni ve bambaşka bir aşamaya ulaşmış oldu.
Aslında Keynes, Washington’da kurulacak olan IMF’nin eninde sonunda ABD Hazinesi’nin etkisine gireceğini öngörmüş ve IMF’nin tercihen ABD dışında, bu mümkün olmazsa Washington yerine New York’ta kurulmasını istemişti. Keynes, büyük itibarına karşın, bu isteğini de kabul ettiremedi. Oysa kabul ettirebilse belki IMF bugün hâlâ bağımsız bir konumda olmayı sürdürebilirdi. 60 yıllık geçmişine baktığımızda IMF açısından yaşanmış olan en önemli gelişme, bu kurumun şimdiye kadar başardıkları ya da başaramadıkları değil, Keynes’in öngördüğü gibi ABD Hazinesi’nin güdümüne girmiş olmasıdır.
IMF’nin 60 yılı
Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.