Maliye kaynaklarına göre, IMF ile anlaşılırsa Türkiye gelişmelere daha dayanıklı hale gelir ve Avrupa’ya uyum daha kolay sağlanır
Uluslararası Para Fonu (IMF) ile Ankara’da yapılan görüşmelerde, yeni bir program üzerinde anlaşma sağlanamamasına karşın IMF’nin tercihinin bu yönde olduğu ortaya çıkıyor. Radikal’e bilgi veren üst düzey maliye kaynakları, hâlâ ciddi istihdam ve yatırım durağanlığı sorunu bulunsa da, IMF ile yeni bir program ve ‘stand-by’ anlaşmasının acil bir ihtiyaç olmadığını, ancak Türkiye’nin muhtemel dış gelişmelere karşı daha dayanıklı hale gelmesi ve daha istikrarlı bir yatırım ortamına kavuşması için yeni bir programın yararlı olacağını öne sürüyorlar. Aynı kaynaklara göre, bu yolla Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) ile üyelik müzakereleri
başladığında her halükârda yapmak zorunda olacağı ekonomik ve mali uyum düzeltmelerine de uluslararası siyasi destek sağlanabilir.
Kaynaklar, Türk ekonomisinin daha dayanıklı hale getirilmek zorunda olduğu muhtemel gelişmeler arasında, Hazine Bakanı Ali Babacan tarafından daha önce dile getirilen petrol fiyatlarındaki yükselmenin tahammül sınırlarını aşmasının yanı sıra, ABD Merkez Bankası’nın faiz hadlerini yükseltmesinin de bulunduğuna dikkat çekiyorlar.
Hükümet, IMF ile yeni bir programa gidip gitmeyeceği üzerine çalışmalarını sürdürüyor. Ankara’daki kulise göre, hükümetin IMF ile yeni bir program üzerinde görüşmeye başlama kararını, AB’nin müzakerelere başlama kararı ile bağlantılı görme eğiliminde. Kaynaklar, Türkiye’nin yeni bir programa karar vermek için önünde bir zaman sınırlaması bulunmadığına dikkat çekiyorlar. Ancak toplam 10 gözden geçirme aşamasından oluşan program 2005 Şubat’ında tamamlanıyor. Her biri 660 milyon dolarlık kredinin serbest bırakılmasını içeren 9 ve 10′uncu gözden geçirmelerin ise eylül ve aralık aylarında başlaması öngörülüyor. Bu arada önem taşıyan bir tarih ağustosun ilk haftasında (muhtemelen 6′sında) yapılacak IMF Yönetim Kurulu toplantısı. Burada hem 8′inci gözden geçirme ve hem de ondan ayrı olarak izleme görüşmeleri ele alınacak.
Hazine Bakanı Ali Babacan’a göreyse, önemli olan IMF’nin neyi tercih ettiği değil, Türkiye’nin neyi tercih ettiği. Bu konuda Radikal’in
sorularını dün Paris’ten telefonla yanıtlayan Babacan şunları söyledi: “Biz zaten 2005-2007 yıllarını kapsayan üç yıllık bir program hazırlıyoruz. Bu programı IMF ile ilişkilendirme kararını henüz vermedik. Mevcut program 2005 başında bitiyor, önümüzdeyse üç seçenek var. Kararımızı verirken zaman baskısı altında değiliz. Ancak temel bir ölçümüz var ki, bunu baştan beri söylüyoruz: Biz net borç ödeyicisi ülke olmak istiyoruz. Bunun anlamı giderek daha az borç ödemek istememizdir. Bunu IMF ile bir anlaşma çerçevesinde gerçekleştirmemiz mümkün olursa, o yönde karar da çıkabilir. Ama bunu söylemek için henüz erken.”
Ortada üç seçenek var. Ya hükümet 10′uncu gözden geçirme sonrasında IMF’den yeni bir program çerçevesinde talepte bulunmayacak ve ‘program sonrası izleme’ dışında IMF ile ilişki bitecek ya Brezilya’nın uyguladığı tür ‘ihtiyaç halinde stand-by’ uygulamasına geçilecek ya da IMF’nin tercih ettiği tür yeni bir program ve stand-by söz konusu olacak.
Yeni program neler içerecek?
Hükümetin, Hazine koordinatörlüğünde değerlendirmelerde bulunduğu muhtemel bir programın neler içerebileceği konusunda da IMF’nin ‘tercihleri’ var. Bunların bir kısmı aslında hükümetin de program ve planlamasında mevcut. Şöyle özetlenebilir:
KAMU BORÇLARI DÜŞÜRÜLMELİ: Kamu borçları Türkiye’de milli gelirin yüzde 80′i düzeyinde. Oysa AB’ye yeni katılan ülkelerin ortalaması yüzde 40 dolayında. AB’nin ekonomik kriterlerini belirleyen Maastricht Kriterleri’ne göre ise bu oranın yüzde 60′dan fazla olmaması gerekiyor. Kamu borçlanma oranında fazi dışı fazla önem taşıyor. Hükümet içinden, halen uygulanmakta olan yüzde 6.5 fazla hedefine itiraz var.
MERKEZ BANKASI BAĞIMSIZ KALMALI: 2001 krizi ardından uygulanmaya başlanan mevcut programın başarıya ulaşmasında Merkez Bankası’nın bağımsız yapıya kavuşturulması önemli rol oynadı. Başkan Süreyya Serdengeçti’nin eli hâlâ güçlü. Hükümetin banka yönetimine siyasi nitelikte atamalara izin verecek değişikliklere gitmemesi bundan sonraki programlarda da önem taşıyacak.
YENİ BANKACILIK KANUNU: Mevcut programla büyük ölçüde temizlenen bankacılık sisteminde son düzeltmeler için yeni bir kanun gerekiyor. Hükümetin de hazırlıklarını sürdürdüğü bu kanunun öncelikleri IMF tercihlerine göre şunlar olabilir:
1- Banka sahipliği, yönetim kurulu üyeliği ve yöneticiliği için daha yüksek yasal standartlar getirilmeli.
2- Bankanın bağlı bulunduğu grup şirketlerine verebileceği kredi limitleri AB standartlarına düşürülmeli.
3- Kötü niyetle kredi batıranlarla, iyi niyetle girişimde bulunup başarısız olanlar arasında ayrım iyi yapılarak, iyi niyet başarısızlıklarına yasal koruma güçlendirilmeli.
4- BDDK ve TMSF ayrı kalmaya devam etmeli ama koordinasyon artmalı. Her ikisi üzerindeki siyasi etkiyi azaltacak yasal düzenleme yapılmalı.
ÖZELLEŞTİRME DÜZENE GİRMELİ: Türkiye’de özelleştirme projelerine girmeyi sonu belli olmayan macera olmaktan çıkarıcı düzenlemeler yapılmalı. Yasal dayanağı olmadan özelleştirme adımı atılmamalı, özelleştirme ehil kurum ve personel tarafından yürütülmeli,
YATIRIM ORTAMI İYİLEŞTİRİLMELİ: Yasal düzenlemelerle şirket kuruluşu kolaylaştı. Ancak özellikle de yabancı yatırımcılar açısından, karmaşık vergi mevzuatı, gümrük mevzuatı ve lisanslar gibi sorunlar caydırıcı oluyor. Hükümet bunu yabancı yatırımcıya vergi teşviki sağlamakla aşmaya çalışıyor. Oysa IMF buna karşı. Bu durumu kısa vadede yatırım getirse bile uzun vadede yatırım caydırıcı ve gelir düşürücü buluyor. Görüşmeler sonucu hükümet vergi sistemini daha etkin ve basit hale getirecek bir vergi reformu üzerinde çalışma kararı almış bulunuyor. Bu konuda Hazine ve Maliye uzmanlarıyla birlikte çalışacak bir IMF teknik heyetinin haftaya Ankara’da olması bekleniyor.
IMF’nin tercihi yeni stand-by
Bu yazı Güncel Haberler kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.