Mossad, Kürtlerin Ortadoğu çapında istihbarat sağlama ve istikrarsızlık yaratma, dolayısıyla İsrail’in çıkarlarına hizmet etme gücünün farkına 1950′lerin sonunda vardı.
Özellikle Irak’ta bir başlayıp bir biten Kürt isyanları, İsrail’in bölgeye ilişkin ‘büyük resim’ine cuk oturuyordu.
İlk adım 1958′de atıldı; İsrail, Bağdat hükümetine karşı mücadelelerini canlandırabilmeleri için Kuzey Irak’taki Kürtleri İran Şahı’yla işbirliği içinde yavaş yavaş silahlandırıp eğitmeye başladı. 1963′te yardımın boyutları artırıldı, o tarihe kadar bölgeye ara sıra silah sevkıyatı yapılır ve birkaç kişilik bir istihbarat birimi bulundurulurken o tarihten sonra bölge silaha boğuldu ve askeri danışmanların da ardı arkası kesilmedi. Tüm bunlar İran üzerinden gerçekleştiriliyordu.
Tahran’da İsraillilerle Kürt politikacılar arasında toplantılar yapılıyordu. Bu toplantılardan birinde alınan bir karar doğrultusunda 1965′te İsrailli askeri eğitmenler Kürdistan dağlarında Kürt subayları için ilk kursu düzenledi. İsrail ayrıca Kürtlere ayda 50 bin dolar veriyordu. Molla Mustafa Barzani 1967 ve 1973′te İsrail’i ziyaret etti.
1975′te İran, Irak’la arasını düzeltince İsrail’in Kürtlere her türlü yardımı kesildi. Bu, Kürt isyanının sonu demekti, çünkü tüm İsrail yardımı İran üzerinden yapılıyordu.
Mossad tarafından terk edilmiş olsalar da Kürtler İsrail’le sınırlı işbirliğini sürdürdü, özellikle de İran-Irak Savaşı sırasında. Körfez Savaşı’nda Irak Scud’ları İsrail’i vurmaya başlayınca İsrail’le Kürtlerin ilişkileri yeniden canlandı…
Yukarıda yazılanlar sır değil. Tamamı, nice ayrıntıyla beraber Mossad konulu bazı kitaplarda (*) kolaylıkla bulunabilir.
İsrail’in Kuzey Iraklı Kürtlerle ilişkisine jeopolitik olarak bakılırsa bu ilişkinin arkasındaki mantığı çözmek hiç de zor değil: Ortadoğu’nun göbeğinde, daha da önemlisi İsrail’in halihazırdaki baş düşmanları İran, Suriye ve Irak’ın yanı başında Arap olmayan bir varlığın bulunması ve güçlendirilmesi elbette İsrail’in işine gelir. Meseleye Kuzey Iraklı Kürtler açısından bakıldığında da, arkasındaki siyasi hesap ne olursa olsun, İsrail’in cömert yardımlarını ve desteğini reddetmeleri için hiçbir neden yok. Ne geçmişte, ne günümüzde.
Bakın Mesud Barzani çarşamba günü Yeni Şafak’ta çıkan söyleşisinde ne demiş: “İsrail bir gerçektir, bir millettir ve bir devlettir. İsrail ile Arap devletlerinin ilişkisi var. Biz Araplardan daha Arap olamayız.”
Dolayısıyla, Baas rejimi ülkenin tek hâkimiyken kurulup yürütülmüş, zaman içinde yoğunluğunu kaybetse de korunmuş bu bağlantının, Kuzey Irak’ın Baas rejiminin denetiminden tamamen çıktığı Körfez Savaşı’ndan sonra canlandırılmasında; Irak’ın işgalinden sonra da iyice pekiştirilmesinde şaşacak bir durum yok.
50 yıllık bir ilişki, değişen koşullara uyarlanarak, ama üç aşağı beş yukarı aynı jeostratejik temelde sürüp gidiyor.
Seymour Hersh’ün New Yorker’ın son sayısında çıkan araştırması, İsrail’in Kürtlerle ilişkisinin Irak’ın işgaliyle sonuçlanan süreçte geldiği noktayı aydınlatması açısından önemli. İsrail’in söz konusu araştırmada yer alan faaliyetlerinin başta Türk istihbaratı olmak üzere, bölgede at oynatan tüm yabancı ülke istihbaratçılarınca bilindiği zaten Hersh’ün araştırmasında da belirtiliyor…
(*) Viktor Ostrovsky, The Other Side of Deception; Ian Black ve Benny Morris, Israel’s Secret Wars; Dan Raviv ve Yossi Melman, Every Spy a Prince; Benjamin Beit-Hallahmi, The Israeli Connection.
İsrail, 50 yıldır Kuzey Irak’ta
Bu yazı Güncel Haberler kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.