

Mar
12
Siz bakmayın durmadan Erdoğan’ı eleştirdiğime. Kendisini zaman zaman çok sempatik bulduğumu da söylemeliyim. (Rahmetli Özal’ı da hem sempatik bulur hem de durmadan eleştirirdim. Ne demişler, dostluk başka, alışveriş başka.)
Erdoğan’ın sempatik bulduğum bir yanı, aklına estikçe, olur olmaz yerlerde (uysa da, uymasa da) şiir okuma hevesidir. Gerçi şimdiki gençler şiire pek fazla hevesli değil, ama eski kuşak (biraz fazla romantik olduğumuzdan belki de) aklımıza estikçe şiir okumaya bayılırdık. Yunus Emre’den Âşık Veysel’e, Nedim’den Yahya Kemal’e, Nâzım’a, Dadaloğlu’na uzanan
1000 yıllık bir Anadolu geleneği damarlarımızda dolaşıp durduğu içindi belki de, kim bilir.
Özal’la Erdoğan’ın benzeştiği bir başka nokta, akıllarına estikçe şarkı-türkü söylemeleridir. Bunu yapabilmeyi ben de çok isterdim, ama sesim içten olsa da hiç güzel değildir. O nedenle dost meclisinde bile şarkı-türkü faslına girmem.
Ama Erdoğan’ın bu konuda ustası Özal’ı katbekat geride bıraktığını teslim etmek lazım. Siyasetimizi şiirlerle ve şarkılarla renklendirme konusunda çok kararlı gözüküyor. Nitekim şiir okuduğu için mahkûm bile oldu, ama yolundan bir milim sapmadı. Gene şiir okuyor, binlerce kişinin toplandığı mitinglerde Adnan Şenses’ten fırsat bulursa sahneye fırlayıp basıyor feryadı: "Berabeeer yürüüüdüüük biz bu ollaaardaa/Beraaabeeer ıslaaandııık yağaaan yağmuuurdaaa…"
Bu sahneler gözümü yaşartıyor, burnumu çekerek ağladığım belli olmasın diye öksürüyorum, "İşte" diyorum, "Anadolu’nun bağrından kopup gelmiş gerçek bir vatan evladının feryadı!"
Fakat bazen içimi bir korku kaplıyor. Sayın Erdoğan bu şarkı, türkü, şiir fasıllarına o kadar alıştı ki, gidip uluslararası toplantılarda da aynı nakaratları tekrarlayacak diye ödüm kopuyor. Önümüzdeki günlerde Avrupa Birliği görüşmeleri başlayacak. Müzakerelerin en hararetli anında ya sayın Başbakanımız aşka gelir de eline mikrofonu alıp masanın üzerine fırlarsa, ‘Beraaabeeer ıslaaandııık biiz buu yağmuuurdaaa!’
Avrupalılara bir bahane vermiş olmaz mıyız:
‘Sesi bu kadar kötü bir başbakanın ülkesini kabul etmeyiz,’ diye diretirlerse?
‘Haydi canım, olur mu öyle şey’ demeyin. Pekâlâ olur. Örneğin geçen gün Suriye Başbakanı Otri ülkelerimiz arasındaki kardeşlikten söz edince, sayın Erdoğan, "Bir de bizde bestekâr Itri var" demiş. Bunu okuyunca şaşırdım, ‘Kel alaka’. Ama o koskoca bir Başbakan. Elbette bir bildiği vardır. Erdoğan devam etmiş: "Orada bir ilişki olduğunu sayın meslektaşım ifade etti. Tuti-i mucize guyem. Onu hatırlamakta yarar var!"
Sayın Başbakan, Ürdün’e düğün davetiyesi götürmesini, "Bu yeni diplomasi, siz anlamazsınız" diyerek açıklamıştı. Itri de diplomasinin bir parçası olmalı. Sayın Başbakan Itri’nin o muhteşem bestesini okumaya kalkmamış. Bu iyi. yalnız o şarkının sözleri Itri’nin değildir ve anlamı da ilginçtir:
‘Ben mucizeler söyleyen bir papağanım!’
İtiraf etmeliyim ki bu yeni diplomasiye benim aklım ermiyor.

