Öteki şampiyon

Dün akşam TRT’nin spikeri, Almanya-Hollanda maçının ikinci devresinde Van Hooijdonk’un oyuna gireceği anlaşılınca heyecanlandı. "Bizden biri giriyor" dedi. Ne güzel! Türk halkının bir temsilcisinin, kendi milletinden

ve ırkından olmayan birini böylesine benimsemesi, insanın yüreğini

ısıtıyor. Ama demek ki benzer sporcuların futbolu tercih etmesi, Fenerbahçe’de oynaması, tercihen erkek olması da gerek. Çünkü aynı ten rengine sahip, üstelik Hollanda’da yedek olan Van Hooijdonk’a rahmet okutacak bir başarıyla dünya 5 bin metre rekorunu, hem de dört saniye gibi şaşırtıcı bir farkla kırmış olan Elvan Abeylegesse, aynı bağra basma durumundan nasibini almadı. Benim kendi çevremde bile, onun ‘Türk’ olmayışını, hatta ‘zenci’ oluşunu kafaya takmış olanlar var. İyi bir sporcu oluşunun hiçbir kıymet-i harbiyesi yok, elbette. Neyse ki, bizim dışımızdaki ülkelerin muhtelif kulüpleri, branş mevzuubahis olmaksızın, bu tür özelliklere kafayı takmamış görünüyor. Bu hem o kulüpler, hem sporcuların kendileri, hem de seyirciler açısından hayırlı. Bilmiyorum, özbeöz Fransızlardan oluşan beyaz derili bir Fransa milli takımını izlemek isterler miydi?

Türkiye’ye medar-ı maişet meselesi yüzünden mecburen gelip (insan bu gibi durumlarda kendini ‘zengin ve gelişmiş’ hissediyor) burada çalışmaya ve koşmaya başlayan Hevan/Elvan hakkında ne zamandır bir şeyler yazmak istiyordum, kısmet olmadı. Dünya beşincisi oldu, Olimpiyat barajını aştı, Szabo’yu geçti, muhtelif yarışlarda ilk üçe girdi. Hatta, bilmiyorum kimsenin dikkatini çekti mi, daha önce 23 Yaşaltı Avrupa Atletizm Şampiyonası’nda 5 bin metrede hem altın kazanmış, hem en yakın rakibine 300 metre fark atarak şampiyona rekoru kırmıştı. Eh, dünya rekorunu umursamayan insanlar buna aldırır mı diyeceksiniz? Ne münasebet…

İçlerine sinmiyor bir kere. İçimizde, ta derinlerde, buraya gelen yabancının dört dörtlük olmayacağı yolunda şüpheler var herhalde. Üstelik de Etiyopyalı, kız, 38 kilo, dişleri çıkık.

Yani pardon! İnsan nasıl ciddiye alsın?

Yapmayın ama. Kız düpedüz Türk. Yeni yıla arkadaşlarıyla Taksim Meydanı’nda giriyor. ‘Asmalı Konak’ ve ‘Berivan’ izliyor(du). Ebru Gündeş’i ve köfteyi seviyor. Antrenmana kamyonetle gidip, ayıların (hakikisi) önü sıra kaçmak zorunda kalıyor. Daha ne yapsın? Ayrıca, Galatasaray’ı da tutuyor. Hatta kaybettikleri zaman morali bozuluyor.

Belki diyorum, Galatasaraylılar Elvan’ı bağırlarına basarsa, yavrucak sırtını dayayacak bir cemaat bulmuş olur.

Elvan Abeylegesse’nin, o mütevazı, çalışkan çocuğun başarılarını, beyaz Türklüğe kafasını takmamış bir sporsever olarak takdirle, coşkuyla izliyorum. Onun tarafını tutar görünenlerin bile, bundan; kısa süre öncesine kadar, kuyruklarını bacaklarının arasına sıkıştırmak zorunda kalmadan önce yerin dibine batırdıkları, halen de ahlaki mülahazaların hedefi yapmaktan çekinmedikleri Süreyya Ayhan’ı eleştirmek için yararlanmalarını da izliyorum. Takdirle değil, tabii. Hatta hayretle de değil. Tevekkülle… Belki isyanla izlesem, yanıma da birkaç kişi bulabilsem, içim daha rahat ederdi. Ama gene de rahat sayılır. Çünkü o beğenmez şahıslar bir toz misali unutulmuşluk denizlerinde kaybolduklarında, Elvan Abeylegesse diye bir atletin kırdığı rekorlar dünya atletizm tarihinde değişmez yerlerini almış olacak.

Bu yazı Güncel Haberler kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Yoruma kapalı.