Piriştina’dan İzmir’e

Kötü haberi aldığımdan beri bir fotoğraf gözümün önünde… Makedonya’da Ohri Gölü’nün kıyısında Ohri kasabasında bir kahvede oturuyoruz. Kimler yok ki resimde… Ahmet Piriştina, Osman Arolat, Sedat Ergin, Cengiz Çandar, Fehmi Koru, Yalçın Doğan, şimdi adını hatırlamadığım bazı işadamları…

Sohbet konumuz Balkanlar. Sedat Ergin, ailesinin Ohri’nin hemen bitişiğindeki Ştruga’dan geldiğini anlatıyor. Biraz sonra o kahveden kalkıp Sedat, Cengiz Çandar ve Fehmi Koru’yla birlikte Ştruga’ya gideceğiz zaten. Orada Sedat’ın büyük dedesinin mezarının ve şeyhliğini yaptığı tekke ile camiyi ziyaret edeceğiz.

Masada, benim yeni tanıdığım bir işadamı var, Ahmet Piriştina. Neredeyse gözleri dolarak anlatıyor Kosova’yı ve Priştina’yı. O kadar tutkulu, o kadar duygulu ki etkilenmemek imkânsız. Nitekim aynı günün akşamında, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in düzenlediği bir toplantıda bir başka ‘Rumelili’nin, Şarık Tara’nın gözyaşlarına da tanık olacağız doğduğu topraklardan ve Üsküp’ten kovulurlarken başlarına gelenlerden söz ederken.

Sonraki yıllarda, özellikle de o milletvekili olduktan sonra Ankara’da Ahmet Piriştina ile dostluğum ilerledi. Balkanlar’dan, Rumeli’den değil, bu kez Türkiye’den söz ediyorduk sohbetlerimizde. Çok çalışkan, çok sempatik, gerçekten düzgün sıfatını hak eden insanlardandı.

DSP’de milletvekiliyken İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı önerisini aldığında sevinçle şaşkınlık arası duygular içindeydi. ‘Kesin seçilirsiniz’ dedim, ‘İnşallah’ dedi. Seçilmesi benim için sürpriz olmadı; hemen herkese kendini sevdirmeyi başarmış bir insandı çünkü.

İkinci dönem için CHP’ye geçtiğinde de aynı şeyi söyledim, bu kez AKP arkadan çok kuvvetli geliyordu ama Ahmet Piriştina İzmirlinin gönlünde yer kurmuştu kendine bir kere, CHP’yi bilmem ama onu sarsmak kolay değildi.

Piriştina soyadını taşıyordu. Kosova’da dünya güzeli bir kentin adını yani. Ve dünyanın bir başka güzel kentine, bunca yıldır uğraşa uğraşa hâlâ tam olarak bozamadığımız İzmir’e belediye başkanlığı yapıyordu.

Daha geçen hafta annem için bana başsağlığı diliyordu, bugün ben onun ardından üzülüyorum. Keşke, diyorum içimden, gecenin 03.30′unda sıkıntıyla bahçeye çıktığında bir hastaneye gitseymiş. Belki bugün hâlâ aramızda olurdu.

Elbette bütün ölümler zamansızdır. Ama bu kadarı da fazla değil mi, yetmez mi?

Bu yazı Güncel Haberler kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Yoruma kapalı.