Nisan-mayıs aylarında çeşitli beklentiler ve gerekçelerle ortaya çıkan dalgalanma, haziran ayında ‘durulmaya’ döndü, temmuz sıcakları ile de piyasaların ‘cansuyu’ likidite azlığı, sıkı olan para politikasının daha da güçlü hissedilmesine yol açıyor.
Son iki buçuk aylık dönemde, Hazine, hem Merkez Bankası’nda daha fazla Türk Lirası rezerv tutmaya başlaması (ortalama 2.3 katrilyon), hem de nakit akımı açısından net dış borç ödeyicisi olması (Merkez Bankası’ndan TL karşılığı döviz satın alarak) nedeniyle Türk Lirası talebinde ilk sırada yer alıyor.
Merkez Bankası, ocak-nisan döneminde 5.2 milyar dolarlık döviz alımı yoluyla toplam 7 katrilyon lirayı piyasaya vermişti. Mali piyasa dalgalanması nedeniyle nisan sonunda döviz alımına ara verilmişti. Yılbaşından bu yana Hazine’nin gerçekleştirdiği dış borç ödemelerinin toplamı 7.7 milyar dolar. Nisan sonundan bu yana olan bölümü 2.2 milyar dolar. Zaten nisan sonuna göre Merkez Bankası’nın net döviz pozisyonundaki azalış da bu tutara eşit: 2.2 milyar dolar.
Nisan ayında Merkez Bankası tarafından piyasadan çekilen Türk Lirası’nın günlük ortalaması 8.9 katrilyondu. Temmuz ayı ortasına geldiğimizde günlük ortalama çekilen Türk Lirası miktarı 4.5 katrilyona geriledi. Yani Türk Lirası likidite fazlası hızla eridi. Son iki buçuk aylık dönemde, döviz alımı yapılmadığından, Hazine’nin gerçekleştirdiği rutin dış borç ödemeleri piyasadaki likiditeyi eritti.
Temmuz ayında piyasadaki likidite ortalaması, geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre yüzde 35 daha az. Geçtiğimiz yıl, en düşük likidite mayıs ayında ortalama 6.2 katrilyon liraydı. Merkez Bankası’nın döviz alım ihaleleri açması ve döviz alımı ile piyasaya para vermesi nedeniyle ekim ayında 12 katrilyona kadar çıkmıştı.
Merkez Bankası geçtiğimiz yıl mayıs-ekim döneminde 10 milyar dolar satın alarak toplam 14 katrilyon lira para yaratmıştı.
Geçtiğimiz yıl, ilk altı aylık dönemde, Merkez Bankası’nca piyasadan çekilen paranın, parasal tabana oranı yüzde 75 olurken, bu yılın aynı döneminde yüzde 42′ye geriledi. 2004′e aylık bazda bakıldığında, ilk dört ayda yüzde 43-51 arasında seyreden açık piyasa yoluyla çekilen likidite fazlasının parasal tabana oranı, mayıs ayında yüzde 40′a, haziran ayında yüzde 28′e düştü. Temmuz ayının ilk 15 günlük ortalaması ise yüzde 24.
Mali piyasalarda likidite, son iki yıllık dönemin en düşük seviyesinde. Kurumsal olarak bakıldığında ise bu seviyeye düşen likiditenin büyük bir bölümü yatırım fonlarında. Bankaların ise net borçlanıcı olduğunu tahmin ediyoruz.
Piyasadaki likidite koşulları böyle olunca, para politikasının etkinliği de artıyor. Dar likidite koşullarında, Merkez Bankası tarafından belirlenen kısa vadeli faiz oranları, ‘bol likidite’ koşullarına göre daha etkin hale geliyor. ‘Isınmadan’ korkanları da ‘serinletiyor’!
Likidite darlığının azalması için tek yol görünüyor: döviz alım ihalelerinin tekrar başlatılması. Bunun ‘ince ayarı’ ise Merkez Bankası’nda. ‘Döviz alım ihalelerine başlamak’, bazı piyasa oyuncuları tarafından ‘Merkez Bankası’nın kurların düşüşünü istemediği’ gibi algılanabileceği üzere, bazı ‘yüklü döviz satıcıları’ ve Türk Lirası talep edenler tarafından da bekleniyor olabilir. Önceki döviz alım ihaleleri ve döviz alım müdahaleleri gösteriyor ki, ‘yüklü satıcılar’, ‘yüklü alıcıları’ beklemeyi tercih ediyor. Bu ‘susuz yaz’ koşullarında, ne korkulduğu gibi tüketici kredileri patlar, ne de uzun vadeli faizler geriler; piyasaların ‘rotası’ likidite gelişmeleri ile belirlenecektir.
Susuz yaz!
Bu yazı Türkiye'den Haberler kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.