Ulaştırma Bakanı Yıldırım, dün Türk Hava Yolları Anonim Ortaklığı’nın (THY) verilen süre içerisinde özelleştirilmediği takdirde, kendi bakanlığına bağlanacağını söyledi. Yıldırım, iki gün önce de, "Kâr yapacağız derken yanlış yaptılar.
Vatandaş THY’nin ne kadar kâr yaptığına değil, hizmete bakar. Yapılanlar THY’nin imajına yakışmıyor" demişti.
THY 10 yıldır özelleştirilemiyor. AKP iktidarının ilk aylarında, Özelleştirme İdaresi’nden sorumlu Bakan Abdüllatif Şener, THY’yi ’2003 yılında özelleştirilecek kurumlar’ arasında saymıştı. Bir buçuk yıl geçti, henüz özelleştirme yolunda bir gelişme görülmedi; Ulaştırma Bakanı’nın son konuşmaları, THY’nin bir süre daha ‘elde tutulmak’ istendiğini hatıra getiriyor.
Ülkemizin, uçak ve koltuk sayısı bakımından havacılık işletme
kapasitesinin, yaklaşık yüzde 40′ını elinde bulunduran bu büyük kuruluştaki gelişmeler, endişeyle izlenmektedir.
Mali sonuçları hatırlayalım: Bu yılın ilk çeyreğinde THY, 600 trilyon liralık ciroda 87 trilyon lira zarar etmiştir. Genel müdür zararı, ‘İç ve dış hat bilet ücretlerinde yapılan indirimler ve döviz kurundaki düşüş’ ile açıklamıştır. Profesyonel yöneticilerin zarar gerekçelerini, şu açık nedenle, anlayışla karşıladıklarını sanmıyorum: ‘Bilet ücretlerindeki indirim’ bugünkü genel müdürün geçen eylül ayı başında açıkladığı politikalarının sonucudur, kaldı ki THY’nin bilet ücretleri rakiplerinden aşağıda değildir. Diğer yandan THY, zarar etmediği 2003 yılında da Türk Lirası değerliydi ve 2004 bütçesini zararla bağlamamıştı!
Son aylarda artan ve doğrudan yönetime bağlanamayacak arızalar, gecikmeler, yıldırım çarpmaları, bombalar, uçakların kaçırılması halkta tedirginlik yaratmaktadır.
Genel Müdür Gündoğdu geçen yıl şubat ayında yönetim kurulu başkanlığı
ve genel müdürlüğe getirilmişti. Nisan ayı sonunda, yönetim kurulu başkanlığı ile genel müdürlük ayrıldı; kurul başkanlığına Candan Karlıtekin getirildi. Ulaştırma Bakanı Yıldırım, Gündoğdu ve Karlıtekin, Başbakan Erdoğan’ın başkanlığı döneminde İstanbul belediyesinde birlikte çalışıyorlardı, ancak Karlıtekin, diğer ikisinin üstünde bulunuyordu.
Genel müdürlüğe gelişiyle birlikte ‘THY’de partizanlık’ ve kadrolaşma iddialarının artması karşısında, tayininden iki buçuk ay sonra Gündoğdu söylentileri cevaplama gereğini duymuştu:
Bu sürede, alınan işçi sayısı 30′du, 44 kişi emekliye ayrılmış, 12 kişinin işine son verilmişti (Radikal, 2 Mayıs 2003). Bu bilgiler, ‘yandaşlara iş bulma’ hırsını yansıtmıyordu, ama söylentiler yoğunlaşarak sürdü. Üstelik son aylarda, partizanlık görüntüsüne, iktidar partisinin içinde değişik sorumluluklar alan eski yol arkadaşlarının bilek güreşi de eklendi!
Partizanlık yapıldığını ya da yapılmadığını yazacak kadar bilgiye
sahip değilim, ama son ayda yazılıp çizilenlere ve haberleşen olaylara baktığımda rahatlıkla şunu söyleyebiliyorum: THY’de yoğun partizanlık
yapılsaydı, ancak bugün karşılaştığı cinsten olaylar ve eleştirilerle
karşılaşılırdı.
THY’de halkla ilişkiler mi başarısızdır? Yoksa yönetim partizanlık hastalığı içinde mi kıvranmaktadır ya da THY kötü mü yönetilmektedir? Herhalde yakın bir gelecekte öğreneceğiz.
THY’de partizanlık mı?
THY’de partizanlık mı?
Ulaştırma Bakanı Yıldırım, dün Türk Hava Yolları Anonim Ortaklığı’nın (THY) verilen süre içerisinde özelleştirilmediği takdirde, kendi bakanlığına bağlanacağını söyledi. Yıldırım, iki gün önce de, "Kâr yapacağız derken yanlış yaptılar.
Vatandaş THY’nin ne kadar kâr yaptığına değil, hizmete bakar. Yapılanlar THY’nin imajına yakışmıyor" demişti.
THY 10 yıldır özelleştirilemiyor. AKP iktidarının ilk aylarında, Özelleştirme İdaresi’nden sorumlu Bakan Abdüllatif Şener, THY’yi ’2003 yılında özelleştirilecek kurumlar’ arasında saymıştı. Bir buçuk yıl geçti, henüz özelleştirme yolunda bir gelişme görülmedi; Ulaştırma Bakanı’nın son konuşmaları, THY’nin bir süre daha ‘elde tutulmak’ istendiğini hatıra getiriyor.
Ülkemizin, uçak ve koltuk sayısı bakımından havacılık işletme
kapasitesinin, yaklaşık yüzde 40′ını elinde bulunduran bu büyük kuruluştaki gelişmeler, endişeyle izlenmektedir.
Mali sonuçları hatırlayalım: Bu yılın ilk çeyreğinde THY, 600 trilyon liralık ciroda 87 trilyon lira zarar etmiştir. Genel müdür zararı, ‘İç ve dış hat bilet ücretlerinde yapılan indirimler ve döviz kurundaki düşüş’ ile açıklamıştır. Profesyonel yöneticilerin zarar gerekçelerini, şu açık nedenle, anlayışla karşıladıklarını sanmıyorum: ‘Bilet ücretlerindeki indirim’ bugünkü genel müdürün geçen eylül ayı başında açıkladığı politikalarının sonucudur, kaldı ki THY’nin bilet ücretleri rakiplerinden aşağıda değildir. Diğer yandan THY, zarar etmediği 2003 yılında da Türk Lirası değerliydi ve 2004 bütçesini zararla bağlamamıştı!
Son aylarda artan ve doğrudan yönetime bağlanamayacak arızalar, gecikmeler, yıldırım çarpmaları, bombalar, uçakların kaçırılması halkta tedirginlik yaratmaktadır.
Genel Müdür Gündoğdu geçen yıl şubat ayında yönetim kurulu başkanlığı
ve genel müdürlüğe getirilmişti. Nisan ayı sonunda, yönetim kurulu başkanlığı ile genel müdürlük ayrıldı; kurul başkanlığına Candan Karlıtekin getirildi. Ulaştırma Bakanı Yıldırım, Gündoğdu ve Karlıtekin, Başbakan Erdoğan’ın başkanlığı döneminde İstanbul belediyesinde birlikte çalışıyorlardı, ancak Karlıtekin, diğer ikisinin üstünde bulunuyordu.
Genel müdürlüğe gelişiyle birlikte ‘THY’de partizanlık’ ve kadrolaşma iddialarının artması karşısında, tayininden iki buçuk ay sonra Gündoğdu söylentileri cevaplama gereğini duymuştu:
Bu sürede, alınan işçi sayısı 30′du, 44 kişi emekliye ayrılmış, 12 kişinin işine son verilmişti (Radikal, 2 Mayıs 2003). Bu bilgiler, ‘yandaşlara iş bulma’ hırsını yansıtmıyordu, ama söylentiler yoğunlaşarak sürdü. Üstelik son aylarda, partizanlık görüntüsüne, iktidar partisinin içinde değişik sorumluluklar alan eski yol arkadaşlarının bilek güreşi de eklendi!
Partizanlık yapıldığını ya da yapılmadığını yazacak kadar bilgiye
sahip değilim, ama son ayda yazılıp çizilenlere ve haberleşen olaylara baktığımda rahatlıkla şunu söyleyebiliyorum: THY’de yoğun partizanlık
yapılsaydı, ancak bugün karşılaştığı cinsten olaylar ve eleştirilerle
karşılaşılırdı.
THY’de halkla ilişkiler mi başarısızdır? Yoksa yönetim partizanlık hastalığı içinde mi kıvranmaktadır ya da THY kötü mü yönetilmektedir? Herhalde yakın bir gelecekte öğreneceğiz.