‘Leo Buscaglia’yı hiç okudun mu?’ dedi arkadaşım.
"Hayır, adını da ilk kez duyuyorum."
"Çok ilginç bir yazar. Mutlu olma sanatı, sevgi, hayata olumlu bakış gibi konularda pek çok kitabı var. Güney Kaliforniya Üniversitesi’nde bu konularda dersler veriyordu. Kitaplarını okuyup çok etkilendim. Bir konferans vermek üzere Türkiye’ye çağırmayı düşünüyordum, ama olmadı."
"Neden olmadı? Gelemedi mi?"
"Tam çağırmaya hazılanıyorduk ki, intihar ettiğini öğrendik!"
Belli ki ‘mutlu olma sanatı’ öğretilmiyor. Bir ölçüde öğretilse bile, buradaki başarı hocadan çok öğrencinin olmalı. Esas olan, yaşamın size ne dayattığı ve sizin bu dayatmadan nasıl etkilendiğinizdir. Yaşama ilişkin kuramlar, kişiliğiniz tarafından desteklenmiyorsa, çoğu kez yüzeysel bir süs gibi kalır. Dünyadaki bütün seks kitaplarını okusanız bile, hayatınızda hiç sevişmediyseniz, seks hakkında hiçbir şey bilmiyorsunuz demektir!
Geçen gün Prof. Üstün Korugan adlı bir hocamız öldü. Allah rahmet eylesin. Ben bu hocamızı tanımazdım. Ama ölünce hakkında çıkan yazılardan ve televizyon haberlerinden, ‘uzun ve sağlıklı yaşam uzmanı’ olduğunu öğrendim.
Ama haberlerin verilişinde bir gariplik vardı.
64 yaşında rahmetli olan Korugan hocamızın ‘pek erken gittiği’ ima ediliyordu. Hocanın ‘uzun yaşama’ uzmanı olduğu anımsatılıyordu.
Uzun yaşam uzmanı Korugan hoca da, aynen mutluluk ve sevgi uzanı Buscaglia gibi öğrettiğini gerçekleştirmede zorlukla karşılaşmıştı belli ki. Hayat hiçbir zaman bizim kuramlarımıza ve beklentilerimize göre akıp gitmiyor işte.
Ama bütün bunlar, hayata ilişkin çabalarımızın ve kuramlarımızın yararsız olduğu anlamına gelmez. Bu kişilerin öğrettiği, istatistiksel olarak geçerli olabilir. Koşullar elverişliyse, her 100 kişiden belki 30′u veya 40′ı, belirli formülleri uygulayarak mutlu veya uzun ömürlü olabilecektir. Ama geri kalanlar için aynı şeyi söylemek kolay olmayabilir.
Seneler önce gittiğim doktor, "Yürümelisin," dedi, "günde 45 dakika." Ben bu süreyi çok uzun buldum, "30 dakika olmaz mı?" dedim, ama doktor hiç yanaşmadı.
Önce her gün 45 dakika yürüyerek işe başladım. Sonra 30 dakikaya, daha sonra 20 dakikaya indim. Parkta yürümeyi bırakıp evin içinde yürümeye başladım. Sonra yürüyüşü tümüyle bıraktım. Kendime güzel bir de gerekçe buldum: "Yürüyüş sağlığa zararlıdır," diyordum, "bakın rahmetli
Özal yürüyüş yaparken ölmedi mi?"
Geçen gün metroda o sakallı Fransız’ı görünce yürüyüşü bıraktığım için biraz utandım doğrusu.
Adamın sırtında koca bir çanta. Irak’ta savaşan Amerikan piyadelerinin çantasından daha büyük ve ağır gözüküyor. Karısının sırtında da hatırı sayılır bir çanta. Kendilerine ikram edilen yerlere oturmadılar. Adamın yaşı 57. "Yorulmadınız mı?" "Hayır," dedi Fransız, "Paris’ten beri yürüyorum. Tam üç buçuk aydır yoldayım. Karım bana İstanbul’da katıldı." "Nereye gidiyorsunuz?" "Mısır’a. Yürüyerek. Bu yürüyüşün kitabını yazıyorum."
Ömrü boyunca bankacılık yapmış. Emekli olunca kendini dışarı atmış. Yürü babam yürü.
Belli ki bankacılıkta yaman sıkılmış.
Şimdi düşünüp duruyorum: Ben de yürümeye başlasam mı, ne yapsam?
Yürüyüş
Bu yazı Güncel Haberler kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.